basketi değil traşı bırak ayvi

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


bildiğimiz şımarık cazgır halinin sevimli kırışıklıkları arasına saklı melodramatik velet ortaya çıkmış ve o veda mesajıyla kendisine düşleyebildiği gibi bir cenaze töreni dillendirmiş. şu güne dair hesaba katmadığı; halen canlı hattâ peksklemediği yaşına göre çakı gibi olduğu… sonraki günlere dair de, kendiyle meşgul akılcığına gelmemiş olan bir gerçek var: basketbol oynamadan duramayacağı. bu kadar senede gösterdiği, yapabildiği en iyi işin basketbol oynamak olduğu. tavşan gibi üremeyi ve pleysteyşın oynamayı işten saymazsak, tek de denebilir. meziyetleri arasında kelimeleri özenle birleştirmek yok; (konuşa)bildiği dilde hazırlanmamış üstelik her cümlesi ayrı çeşit palavra ve klişeden ibaret veda metnini müsâmere provasındaki bir haylazın şiir okuması gibi mırıldanırken, ayvi sanki revaçtaki pembediziye konuk oyuncu gitmiş de tevede rol kesiyormuş gibi seyrettim. gözler doldu filan… aman ne trajedi. vircinya lisesi tiyatro kolu: ayvırsın eez hamlet…

-teşekkürler azizler, börd cordın kerim ve adını aklımda tutabilemediklerim -evet ya ben de onlardan biriyim. yaptım elimden geleni, ilâhlar daha durayım istemedi. haydi ben ölüyorum hakkınızı helâl edin. ha bir de ribaka teşekkürler. bi de ıııı, neydi lan, hıh soniyle kentakifraytçikın. ve hemptındaki barnimarketten ceysın dayı; üstümde çok emeği vardır. neyse uzatmayayım, artık basket bana haram. sesleriniz ebediyen böğrümde yankılanacak, kokunuzu hatırladıkça tadınız genzime gelecek. hastalavista. (org greytıstlavofol çalmaya başlar, rihanna şarkıya girer, perde iner – üstünde starbaks reklamı vardır. şekspir in şok! dağılın.)

belki gelecekte bir gün basketbola gerçek vedasını kendi kelimeleriyle eder. o zamana kadar da biyerlerde belki avrupa’da basketbol oynar herhalde. okyanusun bu tarafında kaprisleri birkaç sene hoşgörülecek kadar efsanevî bir şöhrete sahip. yiyip bitirecek tek o kaldı zaten. hem karıya çoluğa çocuğa çeteye yeni teveye para lâzım. yunanistan? italya, ispanya? rusya? fener?!. ihehe. ne, siksırs mı ilgileniyormuş? al sana! aklıma takıldı; şimdi bu herif diyelim üç gün sonra bir takımla anlaşıp oynamaya başladığında, bu bir kambek olarak mı değerlendirilecek?

olen ayvırsın, bizamannar ceymsdin gibiydin, ölmedin.

Incoming search terms for the article:

Shaq 33′e döndü

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Shaq, 1992 yazında Orlando Magic tarafından draft edilmeden önce, kolej ve lise kariyerinde 33 numaralı formayı giymişti. Ancak o seçildiği sırada kadroda bulunan veteran Terry Catledge 33 numaranın sahibi olduğu için, 32 numarayı almak durumunda kalmıştı (Rubio’nun kaprislerini düşünüyorum da, şimdi olsa hemen takas ederler numara sahibini).

Kariyerine 32 numarayla başlayan Shaq, Magic’in ardından Miami Heat ve Phoenix Suns’ta da aynı numarayla oynamaya devam etti, (edit) Lakers’ta aynı numara tavanda olduğundan 34′e geçti. Cavaliers’a takasını içten içe bekleyen ancak twitter vasıtasıyla şaşırdığını söyleyen Shaq, draft sırasında yapılan bir telefon bağlantısında “kariyerinin, sadece kazanmaya odaklı olduğu bir noktasında” olduğunu söyledi. Kobe Bryant, Dwyane Wade, Penny Hardaway, Karl Malone gibi efsane oyuncularla takım arkadaşı olmuştu ama bu yıldızlardan hiçbiri, Shaq’la oynamaya başladıkları zaman takımları için ondan daha önemli değillerdi.

Lebron’un pohpohlanmaya ihtiyacı yok. Shaq daha ziyade bu tecrübenin kendisi için önemli olduğunu ifade etmeye çalışıyor eylemleriyle. En üstteki fotoğrafı twitter sayfasına koymuş mesela, tam kendi tarzı bir espri. Bir de yine twitter’da “rakamlarım/istatistiklerim emekli olmak için çok az, üç yıl daha oynarım” gibilerden bir mesaj atmış. 37 yaşında, hatırlatalım.

Takas için hazırladığı klibe de birşey diyemiyorum. Nutkum tutuldu.

Shaq ft. Akon – Over the Edge

Napoli & 101

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
NSB Martos Napoli, şu an Serie A’nın en kıvranan takımı kuşkusuz. Bizim Te-Be-Fe, utana sıkıla verdiği cezaları geri alıp, puanları iadeli taahhütlü silerken, futbol takımlarının devlete borçları deniz seviyesinde, sabit sıcaklıkta buharlaşırken, İtalyanlar vergi borcunu geç ödeyen Napoli’nin gözünün yaşına bakmadı ve 8 puanını sildi. “Puanını” demek aslında doğru mu, pek değil, zira bu güney takımının geride kalan 13 haftada henüz galibiyeti yok. Olacak gibi de gözükmüyor. Sezon boyunca değişik oyuncular denediler, getirdiler, gönderdiler, bir işe yaramadı. Bunların arasında Damon Jones, Travis Best, Robert “Tractor” Traylor gibi eski NBA oyuncuları da var.

Buraya kadar sıradışı bir durum yok elbet, herhangi bir takım sporunun herhangi bir liginde mutlaka bir sonuncu da olacaktır. Sıradışı olan Napoli’nin iki haftadır aldığı sonuçlar. Önce geçen hafta fena bir skor aldılar evlerinde, Palabarbuto’da. Biella‘ya 70 sayı farkla, 124-54 yenildiler. Bu haftaysa deplasmanda, Lottomatica Roma‘ya 138-37 kaybettiler, tam 101 farkla. Maçı gözünüzde daha iyi canlandırmanız için bazı rakamlar yardımcı olabilir. Napoli maç boyunca 61 şut denemiş, Roma ise 63 basket atmış. Yani kabaca, Napoli attığı bütün şutları sokmuş olsa idi bile, maçı kaybedecekti. Napoli’nin 17 ribaundu var maçta ki, Roma’nın sadece hücum ribaundu sayısına nerdeyse eşit.

Nasıl oldu peki bu? 2 hafta önce Teramo‘daki 11. mağlubiyetten sonra Christmas tatiliyle beraber yukarıda bahsettiğim 3 NBA dinazorunun yanında, Bonora ve Skele gibi kendi ülkelerinde milli olmuş oyuncular takımdan ayrıldı. 0-11′lik bir sezon sponsorların iştahını kaçırmıştı ve ödemeler de aksamaya başladı, mali sorunlar başladı, vergiler ve maaşlar ödenemedi. Yabancı gelen bir durum değil. 2 oyuncu dışında U19 takımıyla oynamaya başladılar.

Yakın bir zamana kadar Napoli, bir Euroleague şehriydi. Yazıya konu olan takım aslında Rieti. Lazio bölgesinde, 1980′de Koraç Kupası’nı kazanmış bir takım. Bu yaz Rieti’den Napoli’ye taşıdılar takımı, görüldüğü üzere iyi gitmiyor işler yeni şehirlerinde. Fenerbahçe‘yle aynı grupta Euroleague oynayan şehrin asıl takımı Basket Napoli ise, futbolun çok açık arayla birinci spor olduğu bu kült şehirde, para meseleleri yüzünden küme düşürüldü ve en alt ligden tekrar başladı.

Napoli’nin büyükleri elbette bu işe bir el atacaktır, bir Türk mantığıyla ancak böyle bağlayabilirim. Ligin bitmesine çok uzun süre var, diğer takımlar Roma ve Biella kadar 18 yaşında çocuklara rekor fark atmaya meraklı olurlar mı bilmiyorum ama bu işin böyle gitmemesi gerektiği de ortada. Fark konusunda rakiplerin tutumu muhabbetine hiç girmeyeceğim, herkesin farklı spor disiplini ve terbiyesi vardır, zevk & renk işidir nihayetinde ama dediğim gibi hali ortada olan bu çocuklara karşı da böyle skorlara abanmak, 31 çekmekten başka birşey değildir.

Bu arada bütün bu olan-bitenin arasından bir Damon Jones çıkması da beni hiç şaşırtmadı, söylemesem olmaz.

Kupa Afrika’sı, Sinek Valesi

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Kupa maçları, Avrupa’daki hava durumu vs derken spor açısından kötü bir fikstürle başlayan 2010 için güzel bir durum oldu, Afrika Kupası’nın nihayet başlaması. Eurosport’taki doyurucu anlatımı da eklersek, izlememek için hiçbir neden yok.

Togo olayı çok can sıktı, bütün olanlara rağmen devam etmeleri için biraz daha uğraşılsa daha iyi olurdu. Biz demiştik, kaşındılar gibi yaklaşımlar yerine mağdur edilen oyuncular için çaba sarfedilmeli. Bu kıtanın insanının halinden yine bu kıtadakilerin anlaması lazım. Yıllardır cikletten çıkar gibi türeyen onlarca isyancı grup var Afrika’da bugün. Kimi petrol kuyularını ele geçiriyor/geçirmeye çalışıyor, kimi başka değerli kaynakları. Hükümetler ve diktatörler değişiyor veya değiştiriliyor. Amerikan, Rus, Avrupalı ve Çinli petrol ve silah şirketleri her taşın altındalar. Afrika’da birçok ülkede olduğu gibi, Angola’daki stadlarda da Çin imzası var. 40.000′den fazla Çinli işçi getirildi bu ülkeye inşaatlar sırasında. Angola’nın ne kadar zengin bir petrol ülkesi olduğunu söylemiş miydik? 27 yıl boyunca iç savaş yaşayan bir ülke, o kadar sürede neyi paylaşamadı veya paylaştırılmadı, çok ortada değil mi? İki ülkenin Marksist geçmişleri mi Çinlileri buraya getiren, yoksa kapitalist enerji tutkuları mı her taşın altından onların çıkmalarını sağlayan. Sudan’dan Çin’e yollanan petrolün, Darfur durumu süresince %60 artması tesadüf mü? Ödemeyi legal şekilde duble yol yaparak gerçekleştiriyorlar gözükse de, illegal gemilerle Darfur’a ikinci el silah, askeri araç vb. göndererek ne yapıyor olabilirler; yapılan kaldırımların, yolların üzerinde yürüyecek insanların öldürülmesine yardım ederek. Ortadoğu’dan farklı bir durum yok ortada. Neyse.
Şu ana kadar da keyifli maçlar izledik. Maçları tekrar anlatmaya gerek yok ama en zayıf takımlar bile inanılmaz mücadele ediyor. 4-4′lük, aynı zamanda dört-dörtlük, Angola – Mali maçından, golsüz Fildişi – Burkina Faso maçına kadar, bu konuda tatmin etti beni. Şu ana kadar gözlemlediğim tek eksiklik, takımların genel taktik anlayışlarına ve oyun planlarına çok önem vermemesi. Mesela fiziksel olarak bu kadar üstün olan Nijerya gibi bir takımın, özellikle bu alanda yetersiz kalabilecek Mısır’a karşı bu avantajının üzerine gitmemesi ve rakibinin oyununu kabul etmesi enteresandı ve yanlış değişikliklerle de ciddi organizasyon sıkıntısı çekmeleri, yetenekli kadrolarını çaresiz bıraktı. Mısır’a karşı olan antipatim, Nijerya’ya bu kadar kafayı takmamın sebebi olabilir. Cidden, saha içerisinde birbirini boğazlamaya bu kadar meyilli takım az var, diyelim ki Mısır formasıyla pas vermek yerine şut çekmeyi tercih ettiniz, bütün takım arkadaşlarınızın el-kol hareketlerine veya hoş olmayan sözlere maruz kalabilirsiniz.

Appiah ve Muntari olmadan, Gana biraz arkada kalmış gözükse de benim en merak ettiğim takımlardan biri. Bir kaç ay önce U20 Dünya Kupası’nı kazanan kadrodan birçok isim var Gana’da. Inkoom, Osei, Ayew ve Adiyiah gibi. Fildişi Sahilleri’ni ilk maçlarını kazanamamalarına rağmen beğendim, kağıt üzerinde de en iyi takımlar zaten. Le Guen’in Kamerun’unu izliyorum şu an ve pek ışık vermediler. Ama şu an underachiever gözüken bütün klas takımların, turnuva ilerledikçe kendilerine geleceklerini sanıyorum. Fildişi Sahilleri ve Gana sempatisiyle izleyemeye devam edeceğim gibi gözüküyor, hatta Mali’yi de bu listeye ekleyebilirim. 4-4′lük açılış maçında Kanoute’nin kafa golünü izlemeyen varsa hala izlesin, uzun zamandır bu kadar estetik bir kafa vuruşu izlememiştim.

Henin for President

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Dementieva-Henin maçı beklentileri fazlasıyla karşıladı diyebiliriz sanırım. Dementieva hakkında söyleyecek fazla bir şeyim yok. Her zamanki oyununu oynadı, ve her zamanki gibi kritik anlarda sinirlerine yeterince hakim olmadı. Bu kez çok fazla absürd çift hata yapmadı belki, ama özellikle ikinci setin ortalarından itibaren her yaptığı hatada kendine ya da bir şeylere kızarak zaten birçok alanda tüm diğer tenisçilere karşı üstünlüğü olan Henin’in bir de mental üstünlük elde etmesine vesile oldu. Yine de oynadığı oyunla, şansının biraz daha yaver gittiği bir Grand Slam’i kazanabileceği umudunu vermeye devam etti.

Tabi asıl konumuz Henin olmalı bugün. Kaldığı yerden devam ediyor diyeceğim, ama tam olarak devam etmiyor aslında. Bayan tenisinde çok fazla görmediğimiz file önü oyununu eskisinden faha fazla kullanıyor mesela. Backhand’lerinde de eskisi gibi agresif değil. Yakaladı mı öldürüyor yine ama Steffi Graf tarzı slice’larla da baya bela oldu Dementieva’nın başına. Maç final setine gitseydi, o set de muhtemelen uzun süreceği için fiziksel durumuyla ilgili daha çok fikir sahibi olabilirdik. Eğer bu konuda bir problemi yoksa, dünya 1 numarasıyken bıraktığı yerden oyun kalitesi anlamında daha geride değil. Hatta dediğim gibi daha çok vuruş çeşidi kullanıyor ve şu an olmasa da sezon sonuna doğru eskisinden daha iyi bir duruma gelmesi mümkün.

Burada hepimizin merak ettiği şey belli. Clijsters’ın yaptığını yapabilecek mi? Venus’ü çok bir tehdit olarak görmüyorum artık. Oyun ritmini çok çabuk kaybediyor ve basit hatalara başlıyor. Clijsters, Henin, Wozniacki, Dementieva gibi kortun her tarafına yetişebilen tenisçilere karşı başarılı olabileceğini düşünmüyorum. Bu durumda, çok büyük sürprizleri hesaba katmadan bir değerlendirme yaptığımızda elimizde dört adet şampiyonluk adayı kalıyor. Henin, Clijsters, Serena ve Safina.

Serena tüm diğer favorilerden arındırılmış bir yol izleyecek finale kadar. Zvonareva, Ivanovic, Azarenka, Wozniacki ve Venus için de Serena’nın takılması durumunda ciddi bir final şansı anlamına geliyor bu. Normal şartlarda finalin ilk ismi belli bir nevi. Serena için US Open’da yitirdiği şeyleri geri almak adına önemli bir fırsat.

Asıl karışık mevzu da tablonun diğer tarafından kimin geleceği zaten. Safina’nın şu ana dek Grand Slam kazanmamış olması onu pek ciddiye almamamıza yol açsa dahi, her an herkesi yenebilecek bir oyuncu olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak lazım. Clijsters US Open’da şampiyon olurken Safina’yla karşılaşmaması büyük bir şanstı, keza turnuvadan kısa bir süre önce Cincinnati’de Safina karşısında varlık gösterememişti. Safina, sinirlerine hakim olmayı becerebilirse çok zorlanmadan yarı finale kadar gelecektir.

Clijsters ve Henin, çeyrek finalde karşılaşıyorlar. Ama Clijsters’ın önünde Kuznetsova, Henin’in ise Wickmayer var. Kolay olmayacak, ama takılacaklarını sanmıyorum. Henin-Clijsters maçınının sonucunu tahmin etmek zor ancak ben Henin diyeceğim. Dementieva karşısında oyunu beni ikna etti ve Clijsters’a karşı da her zaman maça 1-0 önde başlar. Brisbane’deki final maçını Clijsters kazandı belki ama Henin’in ilk turnuvasıydı ve öncelikle olaya biraz ısınmak amacındaydı. Ayrıca final setindeki tiebreak belirledi kazananı, iki tarafa da gidebilecek bir maçtı. Clijsters nasıl US Open öncesinden ve US Open’ın ilk turlarından itibaren adım adım Serena’yı alt edebilecek form düzeyine çıktıysa, Henin de benzer bir yolda ilerliyor şu an. Clijsters ise bahsini ettiğim dörtlü içerisinde belki en formda olanı ama aynı zamanda da en tok olanı. Amerika’da çok farklıydı, çok rahat ve çok konsantreydi. Burada ise ilk iki tur maçını skor olarak rahat kazansa da, rakiplerinin maçın içine girmeyi becerebildiği dönemlerde zorlandı. Sırasıyla oynayacağı Petrova ve Kuznetsova maçları daha çok fikir verecektir bu konuda.

Başlangıçtaki soruya geri dönelim şimdi. Bunu net olarak söylemese de Henin’in dönüşünde Clijsters’ın şampiyonluğunun ciddi etkisi olduğunu biliyoruz. Yani Henin de aynı şeyi yapmak istiyor. Ancak onun yolu daha zor çünkü Clijsters comeback yaparken ortalarda Henin yoktu ve Williams’ları yenmesi yetti. Oysa Henin’in önünde kendisinden önce dönmüş formda bir Clijsters, Grand Slam açlığını henüz dindirememiş ve kendini kanıtlamak için ciddi bir hırsa sahip Safina ve US Open’da aldığı kötü mağlubiyetten sonra bu turnuvayı çok ciddiye alan bir adet Williams var. Kazanmak için üçünü de yenmesi gerekebilir ki işte burada devreye Henin’in mental üstünlüğü giriyor. Daha doğrusu vaziyet eskiden böyleydi. Bu mental üstünlüğü kaybetmeye başladığı an tenisi bıraktı zaten. Ve şimdi tekrar döndüğüne göre kafasındaki problemleri halletmiş olmalı. Dementieva önünde sinirlerine çok hakimdi. Set puanı çevirdi, çok kritik oyunlar oynadı ve vuruşlarında herhangi bir tedirginlik yaşamadı. En başta belirttiğim gibi Dementieva’nın puanlara verdiği aşırı tepkilerin de yardımıyla maçın sonunu oldukça güzel getirdi.

Tabi bir de Clijsters’ın diğer tenisçileri uyandırması var. Kendisi geri dönüşünü gerçekleştirirken çok da ciddiye alınmadı belki de. Williams’lar ve Ruslar Clijsters’ı tehdit olarak görmediler. Bahis şirketleri de kendisine bol kepçe oranlar verdi hep. Oysa şimdi aynı hataya düşmeyecektir kimse. Hatta bir grand slam önce yaşananların ardından olması gerekenden daha bile ciddiye alınacak Henin.

Şanssız kura, hırslı rakipler, çok zorlu bir derbi, ezeli rakibinin başarısının yarattığı baskı gibi birçok engelin üstesinden gelmesi gerekecek kısaca. Yapar diyorum ben.

Yaya Toure

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Hakkında bildiğimiz çok fazla şey yok gibi. Yediği yemekten, takıldığı restorana, beraber olduğu kadına dair önümüze sunulan futbolculardan değil. Abisinin, Arsene Wenger piyangosu çarpan futbolculardan Kolo Touré olduğunu biliyoruz. Peki Yaya abisi kadar şanslı mıydı, futbol kariyeri açısından? Hayır. Çok daha taşlı yolları teperek geldi Barcelona’ya.


Aslında yolları birbirine benziyor. Yaya, birçok vatandaşı gibi Avrupa’ya ilk olarak “resmi Fildişi bağlantısı” olarak da adlandırabileceğimiz Jean-Marc Guillou vasıtasıyla ve Beveren klübüyle ayak bastı. Eski Fildişi antrenörü olan (Fildişi’nin altın jenerasyonunun ergenliğini tamamlamadığı dönemlerde bu görevi yaptı) Guillou, Belçika’nın çalışma izni konusundaki esnekliğinin de katkısıyla, şu an Avrupa’nın önemli klüplerinde oynayan pek çok Fildişiliyi bu klüpte topladı. Kolo da bu isimlerden biriydi, Beveren’in feeder klübü olan ASEC Mimosas’ın genç takımında yetişmişti ama Arsenal’deki deneme periyodunda göze girince orada kaldı ve kaptanlığa kadar yükseldi. Yaya ise Beveren’den 2 milyon € karşılığında Metalurgh Donetsk’e geçti ve bu iki klüpte toplam dört sezon geçirdi.


2005 yazında 1,2 milyon € karşılığında Olympiakos’a gitti, 25 maç oynayıp kendini gösterdi ve fiyatını üçe katlayarak Monaco’nun yolunu tuttu. Bu transferin öncesinde abisinin klübü kendisini bir denemeye tabii tuttu ama imza attıracak kadar etkilenmedi. Monaco’da geçen bir sezonun ardından fiyatını tekrar katlayarak Barcelona’ya gitti.

Barça’da da bu sezonun başında bocaladı, ilk sezonunda as kadronun isimlerinden biri olarak sayılmasına rağmen, Pep’in revizyonunda yerini Busquets’e kaptırdı. Yılbaşına doğru işler normale döndü ve Yaya, sadece orta sahayı toparlayan bir dinamo değil, aynı zamanda savunmanın ortasında ve kenarlarda da oynayabilen bir joker olarak kendini ispatladı. Bu noktada Olympiakos’a transfer olduğu rakamı tekrar hatırlatmakta fayda var: 1,2 milyon €!

Incoming search terms for the article:

Büyük Mustafa küçülüyor

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Yazının başlığının oynattığı futbolla, oyuncu tercihleriyle, oyuna müdaheleleriyle pek bir alâkası yok. Benim kafama takılan, Mustafa Denizli’nin CL maçlarına yaklaşımı, maç sonrası açıklamaları, verdiği yanlış umutlar.

Dün Denizli dokuzuncu CL maçını geride bıraktı. Topladığı puan sayısı 1. Hangi takımla, hangi şartlarda oynarsa oynasın, başarısızlık olduğu apaçık ortada. Ama o bunu kabul etmiyor. Bu dokuz maçın da ardından, türlü bahanelere sığınıp, puan kayıplarını dış faktörlere bağlıyor.

2001-2002 sezonunda Fenerbahçe ile puan alamazken, ilk maçın ertelenmesine takılmış, bütün maçlardan sonra bu ayarlamanın takımı nasıl etkilediğinden dem vurmuştu. Tabi Fenerbahçe’nin iyi oynamasına rağmen puan alamaması gerçeğinin de üzerine basarak.

Bu sezon da hem Man Utd maçında, hem CSKA maçında, hem de dünkü Wolfsburg maçında sahanın daha iyisi hep Beşiktaş idi, tabi Mustafa Denizli’ye göre. Hatta dünkü maçın sonunda alınan bir puanla birlikte gruptan çıkma yolunda avantajın kendilerine geçtiğini, artık diğer takımların düşünmesi gerektiğini anlatırken ne kadar da rahattı:

Grupta daha önce oynadığımız maçlar aslında bizim puansız geçeceğimiz maçlar değildi. Bugün burada Almanya şampiyonundan alınan 1 puanın ne kadar önemli olduğunu ileride grup maçları bittiğinde göreceğiz. Alınan 1 puanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Oyunun genelinde çok iyi bir performans sergiledik. Grafite’nin atılması da bize iyi geldi. Bu hem bizim önümüzü açacak 1 puan, hem rakiplerin önünü kapatacak şekilde kaybedilen 2 puan anlamına geliyor. Bizim Wolfsburg’tan puan almamız çok önemliydi, başardık. Şu anda asgari 7 puan alacağımızı düşünüyorum. 7 puan bizi Şampiyonlar Ligi’nde devam ettirecek bir puandır.

Bu noktada, Man Utd’ın 9, Wolfsburg’un 4, CSKA’nın 3, ipleri elinde bulunduran Beşiktaş’ın ise 1 puanı olduğunu hatırlatmak gerek. Önündeki iki maçı kazanması gereken Beşiktaş’ın gruptaki tek golü de bitmiş maçta CSKA’ya karşı geldi.

Bir takım kötü oynayabilir, sıfır çekebilir, teknik direktör için de bu geçerli. Önemli olan, hem saha dışında, hem saha içinde aşama kaydetmek, sonraki sezonlara yatırımını devam ettirmektir. Bu sebeple yakın geçmişte UEFA kupası kazanan CSKA, maçlarına 19 yaşındaki Necid ve Dzagoev’i banko başlatıyor. Bu nedenle Man Utd harcanılan paraların karşılığını henüz göstermemiş Nani ve Valencia’yı ısrarla denemeye devam ediyor. Diğer takımlar için de bu örnekler çoğaltılabilir.

Mustafa Denizli ise, takıma aşama kaydettirme kabiliyetinden çok ezberin üzerine gidiyor, benim görüşüme göre adımlarını geriye doğru atıyor.

Kalbini mi kırdım, afedersin..

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Bu haberi okurken yanıbaşımda zaplanan televizyonda büyük usta Hande Yener’in o unutulmaz eserinin bu kısmını duymak değişik bir tesadüftü. Hangi haber diyeceksiniz normal olarak, içinizden elbette, yoksa bilgisayar ekranı önünde girişeceğiniz bir monolog, yanıbaşınızdakilerin önyargı hormonlarını tetikleyebilir.

Olay, İngiltere’nin ve belki de dünyanın en büyük tabloid gazetelerinden biri olan Sun’ın Kazım’dan dilediği özür. Sun diyor ki, “Biz senin seks skandalı yüzünden gönderildiğine dair balıklama bir haber yaptık birader, ajansların (kaynağı Türkiye olan) yalancısı olarak. Böyle değilmiş, özür dileriz.”

Kazım, dünyanın ilk genç, yetenekli ama displinsiz sporcusu değildi. İstanbul ghetto’larından çıkan, türkücüsünden başbakanına ünlüleri kanka yapanlar, Londra ghetto’sundan gelene tahammül edemedi. Attığı manşetler ve yaptığı haberlerle, bizim basına “Küstah İngilizler” kalıbının yerleşmesinde büyük emeği olan Sun gibi bir tabloid’in bu özürünü farklı bir şekilde ele almak gerek. Keza, Sun ne kadar tabloid bir gazete olsa da, bunun farkındalar ve herhangi bir ciddiyet iddiaları yok. Bu ve buna benzer süreçleri, Sun’dan çok daha edepsiz yöneten yerli mallarının sloganlarını veya iddialarını gözden geçirin bir de, hiçbiri ilkeli, ciddi ve dürüst haberciliğin kitabını yazmış olmaktan aşağı methiyeyi bile kabul etmez. Bu durumda benzer bir özürün haberin çıkış kaynağı olan yakın coğrafyadan çıkması sürpriz olur bu noktadan sonra, Kazım’ın otel odasında kelepçeli seks pozisyonları, oynamadığı maçları satışını, oradaymış gibi yapılmış haberleridir insanların akıllarında kalan ve bunun yalan olduğu ortaya çıkmış veya çıkacak olma ihtimali ilkeli, ciddi, dürüst ve youtube haberciliğimizi ne utandıracak, ne de sıkacaktır.

Seksi fotoğrafları için tıklayacaklar ve geçeceklerdir.

Edit: Eser Demet Akalın’a aitmiş, kendisinden özür dilerim.

Yok artık batug.com

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Proje posta kutuma geldiğinde, bu kadar enfes bir işin ortaya çıkacağını tahmin etmiyordum. 30 takıma, 30 preview, 140 sayfa. NBA’in kıyısından geçen herkese armağan olsun.

Güzel insan Oytun Özdemir’in dediği gibi, “al kucağına laptopu. gir tuvalete. saatlerce oku.

http://www.batug.com/magazine/index.html

Milliyet Comedy Club

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Forward mail’leri genelde okumadan silerim, bu sabah nedense baktım. Milliyet’in ana sayfadan verdiği “tıkla-gör” tipi bir internetten bulunma bir galeri/haber söz konusu. Resimlerde, Rusya’daki eski merdivenlerin, engelli insanlar için nasıl tekrar modifiye edildiğini gösteriyor. Önce öylesine baktım galeriye biraz, sonra asıl punch-line’ın başlıkta olduğunu farkettim, “Merdiven Komedisi“. Biz hallettik ya bu konuyu, bakın Ruslar’la dalgamızı bile geçiyoruz.
Ayranı yok içmeye, merdivenle gider …….

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.