Haiti İçin

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Henin for President

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Dementieva-Henin maçı beklentileri fazlasıyla karşıladı diyebiliriz sanırım. Dementieva hakkında söyleyecek fazla bir şeyim yok. Her zamanki oyununu oynadı, ve her zamanki gibi kritik anlarda sinirlerine yeterince hakim olmadı. Bu kez çok fazla absürd çift hata yapmadı belki, ama özellikle ikinci setin ortalarından itibaren her yaptığı hatada kendine ya da bir şeylere kızarak zaten birçok alanda tüm diğer tenisçilere karşı üstünlüğü olan Henin’in bir de mental üstünlük elde etmesine vesile oldu. Yine de oynadığı oyunla, şansının biraz daha yaver gittiği bir Grand Slam’i kazanabileceği umudunu vermeye devam etti.

Tabi asıl konumuz Henin olmalı bugün. Kaldığı yerden devam ediyor diyeceğim, ama tam olarak devam etmiyor aslında. Bayan tenisinde çok fazla görmediğimiz file önü oyununu eskisinden faha fazla kullanıyor mesela. Backhand’lerinde de eskisi gibi agresif değil. Yakaladı mı öldürüyor yine ama Steffi Graf tarzı slice’larla da baya bela oldu Dementieva’nın başına. Maç final setine gitseydi, o set de muhtemelen uzun süreceği için fiziksel durumuyla ilgili daha çok fikir sahibi olabilirdik. Eğer bu konuda bir problemi yoksa, dünya 1 numarasıyken bıraktığı yerden oyun kalitesi anlamında daha geride değil. Hatta dediğim gibi daha çok vuruş çeşidi kullanıyor ve şu an olmasa da sezon sonuna doğru eskisinden daha iyi bir duruma gelmesi mümkün.

Burada hepimizin merak ettiği şey belli. Clijsters’ın yaptığını yapabilecek mi? Venus’ü çok bir tehdit olarak görmüyorum artık. Oyun ritmini çok çabuk kaybediyor ve basit hatalara başlıyor. Clijsters, Henin, Wozniacki, Dementieva gibi kortun her tarafına yetişebilen tenisçilere karşı başarılı olabileceğini düşünmüyorum. Bu durumda, çok büyük sürprizleri hesaba katmadan bir değerlendirme yaptığımızda elimizde dört adet şampiyonluk adayı kalıyor. Henin, Clijsters, Serena ve Safina.

Serena tüm diğer favorilerden arındırılmış bir yol izleyecek finale kadar. Zvonareva, Ivanovic, Azarenka, Wozniacki ve Venus için de Serena’nın takılması durumunda ciddi bir final şansı anlamına geliyor bu. Normal şartlarda finalin ilk ismi belli bir nevi. Serena için US Open’da yitirdiği şeyleri geri almak adına önemli bir fırsat.

Asıl karışık mevzu da tablonun diğer tarafından kimin geleceği zaten. Safina’nın şu ana dek Grand Slam kazanmamış olması onu pek ciddiye almamamıza yol açsa dahi, her an herkesi yenebilecek bir oyuncu olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak lazım. Clijsters US Open’da şampiyon olurken Safina’yla karşılaşmaması büyük bir şanstı, keza turnuvadan kısa bir süre önce Cincinnati’de Safina karşısında varlık gösterememişti. Safina, sinirlerine hakim olmayı becerebilirse çok zorlanmadan yarı finale kadar gelecektir.

Clijsters ve Henin, çeyrek finalde karşılaşıyorlar. Ama Clijsters’ın önünde Kuznetsova, Henin’in ise Wickmayer var. Kolay olmayacak, ama takılacaklarını sanmıyorum. Henin-Clijsters maçınının sonucunu tahmin etmek zor ancak ben Henin diyeceğim. Dementieva karşısında oyunu beni ikna etti ve Clijsters’a karşı da her zaman maça 1-0 önde başlar. Brisbane’deki final maçını Clijsters kazandı belki ama Henin’in ilk turnuvasıydı ve öncelikle olaya biraz ısınmak amacındaydı. Ayrıca final setindeki tiebreak belirledi kazananı, iki tarafa da gidebilecek bir maçtı. Clijsters nasıl US Open öncesinden ve US Open’ın ilk turlarından itibaren adım adım Serena’yı alt edebilecek form düzeyine çıktıysa, Henin de benzer bir yolda ilerliyor şu an. Clijsters ise bahsini ettiğim dörtlü içerisinde belki en formda olanı ama aynı zamanda da en tok olanı. Amerika’da çok farklıydı, çok rahat ve çok konsantreydi. Burada ise ilk iki tur maçını skor olarak rahat kazansa da, rakiplerinin maçın içine girmeyi becerebildiği dönemlerde zorlandı. Sırasıyla oynayacağı Petrova ve Kuznetsova maçları daha çok fikir verecektir bu konuda.

Başlangıçtaki soruya geri dönelim şimdi. Bunu net olarak söylemese de Henin’in dönüşünde Clijsters’ın şampiyonluğunun ciddi etkisi olduğunu biliyoruz. Yani Henin de aynı şeyi yapmak istiyor. Ancak onun yolu daha zor çünkü Clijsters comeback yaparken ortalarda Henin yoktu ve Williams’ları yenmesi yetti. Oysa Henin’in önünde kendisinden önce dönmüş formda bir Clijsters, Grand Slam açlığını henüz dindirememiş ve kendini kanıtlamak için ciddi bir hırsa sahip Safina ve US Open’da aldığı kötü mağlubiyetten sonra bu turnuvayı çok ciddiye alan bir adet Williams var. Kazanmak için üçünü de yenmesi gerekebilir ki işte burada devreye Henin’in mental üstünlüğü giriyor. Daha doğrusu vaziyet eskiden böyleydi. Bu mental üstünlüğü kaybetmeye başladığı an tenisi bıraktı zaten. Ve şimdi tekrar döndüğüne göre kafasındaki problemleri halletmiş olmalı. Dementieva önünde sinirlerine çok hakimdi. Set puanı çevirdi, çok kritik oyunlar oynadı ve vuruşlarında herhangi bir tedirginlik yaşamadı. En başta belirttiğim gibi Dementieva’nın puanlara verdiği aşırı tepkilerin de yardımıyla maçın sonunu oldukça güzel getirdi.

Tabi bir de Clijsters’ın diğer tenisçileri uyandırması var. Kendisi geri dönüşünü gerçekleştirirken çok da ciddiye alınmadı belki de. Williams’lar ve Ruslar Clijsters’ı tehdit olarak görmediler. Bahis şirketleri de kendisine bol kepçe oranlar verdi hep. Oysa şimdi aynı hataya düşmeyecektir kimse. Hatta bir grand slam önce yaşananların ardından olması gerekenden daha bile ciddiye alınacak Henin.

Şanssız kura, hırslı rakipler, çok zorlu bir derbi, ezeli rakibinin başarısının yarattığı baskı gibi birçok engelin üstesinden gelmesi gerekecek kısaca. Yapar diyorum ben.

Aussie Open ‘10 – Kızlardan Notlar

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Ivanovic – Dulko, Dementieva – Henin’dan sonra turnuvanın en iyi maçıydı şu ana dek. Dulko’nun formsuz favorilere karşı her zaman barındırdığı sürpriz potansiyelini bir kenara koyarsak, iki hanımefendinin arasında bundan biraz daha fazlası vardı. O da, İspanyol Fernando Verdasco. Nando, geçen sene bu zamanlar Ana’yla çıkmaya başlamıştı ve ilk GS’leri olan Ao 09′da, Ana 3. turda elenirken, Verdasco turnuvanın en büyük sürprizini yapıp yarı final oynamış, şampiyon Nadal’a da seyir zevki hayli yüksek, epik bir 5 setlik maçla yenilmişti. Tabi bu bir detay, çiftler terapisi yapmayı planlamıyorum elbette ama Ivanovic’in kısa süreli başarıyı yakaladıktan sonraki düşüşü hala devam ediyor. 2009′da tek bir turnuva bile kazanamadı. Dulko’nun Verdasco ilişkisi daha da önceye dayanıyor ve aynı kişiyle farklı zamanlarda ama aynı ortamda beraber olmuş her insan gibi, bu ikisinin de birbirinden çok hoşlandığını zannetmiyordum, bu yüzden de maçı merakla bekledim. Bu arada söylememek olmaz, çizgi hakemleri çok kötü geldiler bana bu maçta, ya da ben o saatte abarttım ama bayağı kritik karar çıktı gibi.
2. turda Jankovic’e direnemeyen bayanlar kurasındaki tek Britanya doğumlu oyuncu, Katie O’Brien, kendisine olan sempatimizi allak bullak etti, “Made a quick dash to the shops this morning. Got myself not 1, but 2 pairs of Ugg boots. What a result!” Bu kafayla senin iş zor Katie.

10 senelik veteranlardan, 29′luk İtalyan Alberta Brianti’nin yaptığı çıkış da çok enteresan. Brianti, en iyi sıralamasına sadece bir kaç ay önce ulaşmayı başardı ki, yaşının bayan tenisi için oldukça ileri bir yaş olduğunu söylemek gerek. Daha ileri gitmesine imkan vermiyorum ben, keza Stosur ona oldukça ters gelecek bir oyuncu. Hareketli, güçlü servise ve forehand’e sahip ve seyircisinin önünde oynayacak olması gibi avantajlara sahip Stosur.

09 Us Open’ın en güzel sürprizi, Oudin’in ilk tur vedasını beklemiyordum. Elendiği Kudryavtseva da renkli bir isimdir, onu en son Wimbledon’da Sharapova’yı elediği maçtan sonra Masha’ya koyduğu postayla hatırlıyoruz. “It’s very pleasant to beat Maria… Why? Well, I don’t like her outfit.” Olası bir Radwanska maçı izlenesi olurdu Oudin’in aslında ama yaşı daha çok genç, ileride daha sık izleyeceğiz onu.

Dellacqua’nın, Hırvat Sprem’i geçeceğini varsayarsak 2008′deki başarısını tekrarlaması için Venus’ü elemesi gerekecek 3. turda ki, şu anki formuyla çok kolay bir görev değil bu tabi. Hatırlarsınız, bu İtalyan – İrlandalı melezi Avustralyalı kız, büyük bir sürprizle Schnyder ve Mauresmo’yu eleyip 4. tur oynamıştı iki sene önce burada.

Bir diğer bahsetmek istediğim isim ise bir Belçikalı ama adı ne Clijsters, ne de Henin. Alp aşağıda onlardan bahsetmiş zaten. Wickmayer’den bahsedelim biraz. Son US Open’da yarı final oynayarak oldukça yükselmişti sıralamasını Yanina ama bu başarıdan sonra kort dışı olaylarla çok uğraştı aradaki kısa sürede. Yine Belçikalı Xavier Malisse’le beraber doping testi için yerini bildirmediği gerekçesiyle, 1 yıl ceza aldı. Sonra itirazı kabul edildi ve ceza kaldırıldı ama turnuvaya yetişmedi bu süreç. Bundan sonraki ilk turnuvasını Ocak’ta Auckland’da set vermeden kazandı. Ceza-itiraz işlemleri yetişmediği için elemelerden katılmak zorunda kaldı Avustralya Açık’a ama bu onu motive etmişe benziyor. Auckland’da yendiği seribaşı Pennetta’yı (büyük bir isim olmasa da, belli bir seviyede oynayan, istikrarlı bir oyuncudur) Melbourne’da da yendi. Öyle sanıyorum ki, 4. turda bir Belçika derbisi izleyebiliriz, Henin vs Wickmayer gibi.

Incoming search terms for the article:

Nostalji 16 – Agassi & Sampras

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Yıl 91. Agassi 21, Sampras 20 yaşında.

Davis Kupası’nda Guy Forget ve Henri Leconte’un yer aldığı Fransa’ya elenen ABD’de, Agassi ve Sampras’ın kariyerlerinin en güzel anını geçirmedikleri kesin.

Foto: SI

Incoming search terms for the article:

Ah Be Caroline

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Tablonun kolay tarafından fazla enerji harcamadan Williams biraderlerin karşısına çıkması beklenen Wozniacki mâlesef bunu başaramadı. Mâlesef diyorum çünkü severiz kendisini. “Girl next door” tarzıyla WTA’nın en güzel kızlarından biridir. Fiziki görünüşleri sebebiyle Cirstea’yla birlikte Adidas’ın birkaç senedir fena hâlde üstünde durduğu Wozniacki, yakın arkadaşının aksine kortta da bir şeyler gösterebilmişti. Bu mağlubiyet bir yıkım değil tabi, şu an kadın tenisinin en iyi oyuncularının kariyerlerinin sonlarına yaklaştıklarını düşünürsek, Wozniacki’nin önünde Grand Slam kazanmak için birçok fırsat olacak.

Yalnız benim bu kızı ilk izlediğim andan itibaren kafamı kurcalayan bir durum var. Blog’umuz önemli tenis yazar ve takipçisi Benicio ile bu konuyu birçok kez tartıştık zamanında. Birkaç kez birbirimize girdik zor ayırdılar. Konu Wozniacki’nin oyun stili. US Open finaline yükselirken son derece kolay bir yol izledi ve hep kendisi gibi genç tenisçiler çıktı yoluna. İsitkrarlı, az hata yapan oyunu etkileyiciydi belki ama Wickmayer, Oudin gibi genç neslin en iyilerini yenerken aldığı puanlar hem rakiplerinin hatalarından doğdu. Yanlış anlaşılmasın defansif tenise karşı değilim, Hıncal Uluç hiç değilim, ancak henüz çok genç ve gelişmekte olan bir tenisçinin maç boyu topları karşıya atmaktan fazlasını yapmasını beklerim. En azından denemesini.

Wozniacki henüz 19 yaşında ve dünyanın 4 numarası. Kadın tenisinin içine düştüğü yıldız sıkıntısının ve istikrarlı oynayan çok az dişi tenisçi olmasının bunda payı büyük. Sharapova toparlansa mesela, Henin ve Clijsters tam olarak olayın ritmine girseler, Ivanovic ve Jankovic’in muayyen dönemleri sona erse, Williamslar ve Ruslar’ı da katsak çorbaya, Wozniacki’nin Grand Slam kazanma şansı kalır mı?

Kalır ama bir şartla. Kendine artık bir vuruş geliştirmesi gerekiyor. Na Li’ye kaybederken bugün yalnızca 3 winner’ı vardı. Çinli ise 21 winner ile maçı domine etti. Peki Na Li çok mu kuvvetli? Hayır, değil. Wozniacki’nin en hızlı servisi Na Li’ninkinden 11 km/s daha hızlı. Antrenörleri daha iyi bilir herhalde diye düşünyorum elbette ama bütün maç savunma yaparak Grand Slam kazanılır mı? Ya da büyük bir tenis yıldızı olunur mu?

Nadal’ın komple bir oyuncu hâline gelmek için nasıl uğraştığını hatırlayalım. Kendisinden Sharapova gibi anırarak forehand winner’lar atmasını beklemiyoruz maç boyu. Ama Na Li tarafından da domine edilmesin. Üste çıksın biraz artık.

Biraz da Erkekler

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Şu ana kadar hep kızlardan bahsettiysek, erkekleri ihmâl ettiysek biraz da doğru zamanı beklemekle ilgiliydi. Sıkı maçlar oldu erkeklerde ama asıl turnuva çeyrek finallerle birlikte başlayacak. Kadınların aksine çok fire vermedik şu ana kadar ve neredeyse tüm üst düzey tenisçiler son sekize yazdırdılar adını. Tezgahı bozan bir tek Cilic var ki Del Potro’yu mağlup etmesi çok da süpriz olmadı aslında. US Open sonrası fiziksel durumunu bir türlü toparlayamayan Del Potro ağrılarla sızılarla oynadığı 5 setlik maçları kaldıramadı ve Cilic’e elendi. Cilic patates bir tenisçi olmadığını zaten US Open’da Andy Murray’i boyarken göstermişti.

Eşleşmelere bakalım şöyle kısaca. Nadal-Murray albenisi en yüksek olanı kuşkusuz. Murray hâlen beklenen Grand Slam performansını sergilemiş değil ama oyunundaki gelişmeleri gözlemlemek mümkün. Her turnuvada bir noktaya kadar muhteşem oynayıp, sonra bir maçta bir anda mental çöküş yaşama klasiğini değiştirmek için iyi bir fırsat önünde. Daha agresif ve aynı zamanda daha kontrollü bir Murray gördüm şu ana dek Avustralya’dan. Nadal da sakatlık belirtisi göstermiyor ve kazanmak için burada olduğu kesin. Biraz sürpriz oynuyorum ve Murray diyorum bu eşleşme için.

Djokoviç’in rakibi yaklaşık 1 saat içinde belli olacak ve daha yakın görünen taraf Tsonga. İki sene önce finalde yenmişti Muhammed Ali’yi. Almagro gelse Joker’ın işi daha kolay olacak tabi ama Tsonga’nın stili de onu çok rahatsız etmeyecektir. Bir sürelik ufak düşüşten sonra kendini tekrar toparlayan Djokoviç’in bir kez daha Federer’in karşısına dikileceğini düşünüyorum. Djokoviç handikap kuponlarda bulunmalı.

Federer tahminini de araya sıkıştırmış olduk ama çok net bir tahmin değil bu. Hewitt’i yendiğini varsayıyorum ve Davydenko maçını düşünüyorum kafamda. Caner Eler’in anlatırken söylediği gibi sponsorlar ve medya tarafından pek ilgi gösterilmeyen, underrated kelimesinin sözlük karşılığı Davydenko, 2 hafta önce Doha’da yendiği Federer’i yine yenebilir mi, ona bakacak. “Ben her zaman kendi tenisime inanırım, ama tenisim bazen bana inanmaz” diyor. Fedon’un üst üste bilmem kaç seferdir Grand Slam yarı finaline çıktığını söylemeye gerek yok herhalde. Federer çifte şans diyorum.

Son eşleşmemiz Roddick-Cilic arasında. Del Potro’nun saf dışı kalmasıyla yolu hafiften açılan Roddick için çok önemli bir fırsat belki ama Ciliç karşısında ne yapacağını da pek kestiremiyorum. Roddick, son yıllarda göstermiş olduğu mental gelişimi bu tip maçlarda bir anda silip atabiliyor malum. Gönlüm Roddick’ten yana ama iddaa severler bu maçtan uzak dursun.

RG 2009 ve Federer’in zafer süreci

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Federer’in kariyerindeki tek eksik parça, herkesin dimağında değişmez bir yeri olan, o özel toprak kortta alınacak bir şampiyonluk kupası idi. Sonunda bunu başardı, her ne kadar kucağına düşmüş gibi olsa da. O kupayı kaldırırken ve bir yandan izleyenler olarak biz de “Nadal olsaydı…” ile başlayan yorumlar yaparken, kendi kendime sordum: Acaba çok mu şey istiyoruz Federer’den?

Öncelikle Nadal. Bu turnuvaya sakat sakat geldiğini, Madrid finalinde bu ufak gibi gözüken sakatlıkların çok sıkıntısını çektiğini biliyoruz. Bu sakatlıklar büyük oranda yıllardır süregelen uzun maçların, yorucu turnuva temposunun getirdiği ağırlıktandı, finalde Federer’e yenilince gündeme yerleşti ama aynı adam, yarı finalde Djokovic’i yenmek için dört saat kortta kalmış, iki çok yorucu tie-break kazanmıştı. Cumartesi oynanan bu yarı final maçının da dört saat sürdüğünü ve bu turnuvanın best of three oynandığını da belirtmek gerek. Sonuç olarak Nadal, normal şartlarda toprakta en fazla bir set vereceği Soderling’e elendi.


Nadal sakattı, yorgundu, Federer kadar hazır değildi ve Madrid’i kaybetti. Federer, yaklaşık iki buçuk senedir tüm konsantrasyonunu Fransa Açık şampiyonluğuna yoğunlaştırmış durumda ve bunun meyvesi kadar çürüğünü de yedi. 2007 Hamburg’da rakibinin 81 maçlık serisini bitirdiği maçtan sonra Fransa’da varlık gösterememiş, sonra bir düşüş dönemine girip sadece Roland Garros’ta değil, Avustralya Açık ve Wimbledon finallerinde de rakibine geçilip, bir numarayı kaptırmıştı.

Madrid, bu sezon Federer’in kazandığı ilk turnuva oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, Avustralya’da ağladıktan sonra çok iyi bir rehabilitasyon dönemi geçirmiş, ufak tefek turnuvalarla kendini strese sokmadan doğru bir hazırlık yapmış. 2009 RG boyunca çok sert, ne yaptığını bilen, rakibini okuyarak oynayan, kısacası eski model bir Federer karşımızdaydı. Karşısındaki kimsenin oyunu dikte etmesine izin vermedi, mesela Haas karşısında geri düştüğünde çabuk toparlanıp hemen kendi oyununu adapte etti, Del Potro karşısında alçak toplarla fileye gelip, kısa toplarla rakibi koşturdu. Tekniği kısıtlı Soderling zaten kolay lokma idi, o aşamaya geldikten sonra. Bu sert görünüm, Federer’in sağlam bir Nadal karşısında kazanmasını sağlar mıydı? Büyük ihtimalle hayır. Federer uzun rallileri, rakibe göre oynamayı, stabil maçları sevmiyor ve Nadal karşısında da bunu değiştirmek zor. İnsanların “Federer’in backhand’i” muhabbetine bu kadar takılmasının sebebi de bu. Federer belki de dünyanın gördüğü en baba backhand’e sahip ama yine de Nadal’ın fizik gücüne ve oyun istikrarına karşı çok işe yaradığını söyleyemeyiz.


Nadal önümüzdeki çim sezonu için dizini hazırlayadursun, Federer en büyük emelini gerçekleştirdi ve artık tamamlamak istediği son bir hedef kaldı: Geçen sene, her ne kadar elinde olmayan sebeplerin payı olsa da, kendi çöplüğünde Nadal’a yenildi ve bu onu çok yaraladı. Neredeyse bir sezon süren bir toparlanma süreci geçirdi. Federer’in, kelimelerle tarif edilemeyecek kariyerini taçlandırmak için aklında böyle bir son olduğuna eminim. Ama bu, Fransa Açık şampiyonluğu gibi olmazsa olmaz değil. Önce Wimbledon’ı geri alıp, sezonu tamamlayabildiği kadar iyi tamamlayıp tekrar bir numarayı almak asıl hedefi olacaktır. Nadal sakatlıktan geri döndüğünde onun da hesapları olacak elbet. Çekişmenin geçen sezonki tadına tekrar ulaşması zor; ancak en azından iki tane daha baba maç izleriz.

Incoming search terms for the article:

Tony & Eva

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Eva Longoria & Tony Parker
7 Haziran 2009, Philippé Chatrier Court, Paris

Tenisçiler nasıl hazırlanır?

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Bir tenisçi, mental ve fiziksel açıdan ciddi anlamda hazır olmalıdır önemli bir turnuva öncesinde. Günlerce üst üste beş setlik maçlar, 4-5 saatlik mücadeleler, 20-30 vuruşluk rallilerin altından kalkmak için kusursuza yakın işleyen bir vücut şart.

Mental sertlik, doğuştan gelen bir özellik. Ne kadar turnuva oynasanız, antrenman yapsanız, psikolojik destek alsanız da kafaca belli bir yere kadar hazırlanabiliyorsunuz. Efsane tenisçilerle iyi tenisçiler arasındaki farkı yaratan da genelde mental unsur oluyor. Kimseye Nadal gibi bütün toplara koşmayı, Federer gibi 15-40 gerideyken kendi oyununu oynamayı, backhand slice ile lob atmayı öğretemezsiniz.

Fiziksel açıdan, olay biraz daha basit. Tenisçilerin neredeyse tamamı aynı yöntemleri kullanıyorlar. Birincisi, bol su içmek. Molalarda, antrenmanda, ısınırken, evde otururken, dışarıda takılırken sürekli su içiyorlar. Maçlarda suyu istemeye istemeye içtiklerine şahit olmuşsunuzdur. Bunun sebebi, içmek zorunda oldukları için içmeleri.


İkincil olarak, beslenme alışkanlıklarını sayabiliriz. Tenisçiler, tıpkı yüzücüler gibi, yoğun antrenman ve maç temposunu kaldırmak için bol miktarda protein, karbonhidrat ve su almak zorundalar. Suyu belli bir düzen içinde içtiklerinden bahsettik. Tenisçilerin tamamına yakını bir beslenme uzmanıyla çalışıyor ve düzenlerinin dışına çıkmıyorlar. Karbonhidrat ihtiyacınızı, büyük bir tabak makarna, bol mayonezli bir sandviç, büyük boy pizza gibi normal bir insanı doyurmaktan öteye gidecek menülerle karşılayabiliyorsunuz. Protein ihtiyacı ise maç içinde yenilen muz, çikolata, rengini görüp anlam veremediğimiz yoğunlaştırılmış enerji jelleri vasıtasıyla karşılanıyor. Bir tenisçinin, bir yüzücüden farkı, maçların daha uzun sürmesi ve oyunlar arasında oyuncuların oturup dinlendiği molaların bulunması. Bu sebeple protein deposu olan muz çok önemli. Diğer ihtiyaçlar da enerji jelleri ve içecekleri ile karşılanıyor.


Enerji içecekleri, bir tenisçinin menüsünün en önemli parçası. Gatorade, Powerade bizim de bildiğimiz, özellikle uzun süren müsabakalarda oyuncunun vücut ısısını kontrol altında tutan high-carb içecekler. Bunların bir de protein içerenleri var, Accelerade gibi. Bu tip içecekleri kullanırken vücudunuzu tanımanız çok önemli, zira fazla ya da erken kullanım metabolizmanızı alt-üst edebilir.


Bir saatin altında süren maçlarda enerji içecekleri tavsiye edilmiyor. Suyun yeterli olacağı söyleniyor. Çünkü enerji ihtiyacını karşılamış bir sporcunun vücudundaki karbonhidrat miktarı normal seviyededir. Tenisçiler de genelde ilk set sonrası renkli enerji içeceklerini çıkarır ve keyiflerine bakarlar. Büyük su şişesi içindeki içecekler de büyük oranla marka reklamından kaçmak için şişeye aktarılmış, bazen de tozlu karışımlar olarak şişelenmiştir.

Incoming search terms for the article:

Böyle elime düşersin!

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Nadal ve Hewitt, Fransa Açık’ta üçüncü turda eşleşmiş ve Nadal, sanki boş bir kortla oynuyor gibi, 6-1/6-3/6-1 süpürmüştü. Fakat sonra sakatlık etkisini artırdı, dizi uzun Soderling maçında iflas etti ve hâlen Wimbledon öncesi deneme turlarında. Çimin ısınma turlarından Hurlingham Club’da Hewitt’e 6-3/6-4 mağlup oldu Nadal, maç sonunda da ikili arasında samimi gözüken ancak pis kokan bir kare kaldı. Kimbilir ne tür bir laf sokmuştur Hewitt, bilemiyoruz.

Incoming search terms for the article:

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.