Albiol de Real Madrid’de

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Ronaldo ve Kaka transferleri üzerine bişey yazmadık. Bu tip transferleri hiçbir zaman sevmedim, takımın taraftarlarının da bu ilüzyona nasıl kapıldığını anlamıyorum. Alt etmen gereken takım Barcelona, onun için de forvet hattını iki kat kuvvetlendirmek yerine orta sahayı sağlamlaştırman gerektiğini de biliyorsun, buna rağmen Sneijder, vd Vaart, Guti falan herkesin ipini çekip yıldızlara sıvıyorsun parayı.

Bana göre, Kaka gibi etrafındaki oyunculara da hükmeden, herkesin sevdiği bir yıldızı aldıktan sonra, daha küçük çaplı 3-4 tane eklemeyle geçen sezona göre aşama kaydetmiş bir takım yaratabilirdi Perez. Real Madrid’in geçmişinde payı olan pek çok eski yıldızın da söylediği gibi, uyum süreci, takım içi dengeler falan hiç hesap edilmeden yapılmış, bencil bir transfer. Çok da başarılı olacağını düşünmüyorum, Alex Ferguson’un disiplini ve taktik bilgisi altında bile bir sezon işleyen Ronaldo’nun, geldiği gibi etkisini göstereceğinden şüpheliyim. Bir de üzerinde sürekli Messi-Barcelona baskısı olacak, sadece onunla kalsa da iyi, tüm takımın üzerine bu baskı sirayet edecek. Takımı olası bir buhrandan çıkarması gereken adam da Pellegrini yani, düşüşe geçti mi çok zor toparlanmasıyla ünlü Villarreal’in hocası.

Kahve tribine kaptırdım ama işin özü bu. Futbolda denenmiş, yararlılığı ya da zararlılığı tescil edilmiş bazı yöntemler var. Real Madrid bir de bu durumu bizzat tecrübe etmişti. Şimdi 15 milyon € karşılığında Albiol’ü bağlamışlar Valencia’dan, milli stoperdir, iyidir, beklenen de bir transferdi zaten. muhtemelen Xabi Alonso’yu da alacaklar ama arkasından oturup kadroyu bir masaya yatırmaları lazım, akıllı bir kafayla. Şu anda Robben ve ufak Hollandalılar bir problem gibi gözüküyor, kaldı ki hedef en tepeyse bu takıma en az bir orta saha bir de defans lazım.

Ronaldo, Messi

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

İkisi de birbirinin yetenek ölçütü. Sürekli kıyaslanıyorlar ve bundan zevk alıyorlar. Her ne kadar benzer mevkilerde, paralel rollerle oynasalar da, arada sırada birbirlerine gönderme yapmaktan büyük bir zevk alıyorlar. Ronaldo’nun Marsilya’ya attığı müthiş frikik golünü izledik Salı gecesi, sadece Benjamin’e özgü sandığımız akula vuruşunun bir klonunu yaptı 35 metre mesafeden; ertesi akşam bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Barcelona’nın bayıltan %78 futboluna renk kattı, kendi kazandığı faulde bizlere Hagi’yi anımsatan yumuşaklık ve şevkatle okşadı topu.

Bu ikisinin futbola kattıkları, son iki senede pek çok antrenöre kitap yaktıran, transfer rekorlarını alt-üst ettiren o müthiş yetenekleriyle sınırlı değil, aslında. Ronaldo Man Utd formasını giymeden önce tanıyan yoktu, o transferden kısa bir süre sonra U21 maçında bizim çocuklara karşı izlemiştim, çelimsizdi, bireyseldi, etkisizdi tüm yeteneğine rağmen. Yine de dünyanın en iyi futbolcularından biri olabileceğini anlatan bir yumuşaklık vardı bazı hareketlerinde, hedefe doğru giden hareketi yapmayı öğreten Sir Alex kadar, bıkmak usanmak bilmeden çalışan Ronaldo’nun da payını es geçmemek lazım bu gelişimde. Elde ettiği onca başarıya, attığı onlarca unutulmaz gole, futboluna eklediği saymakla azalmayacak boyutlara rağmen, 2008 finalindeki aciz Man Utd görüntüsü onu yeni bir hamleye itti.

Şöhrete, ilgiye, paraya, kadınlara –kısacası ilkel benlik altına gizlenmiş tüm kibir ve hırs yansımalarına duyduğu açlık kimseyle kıyaslanmayacak boyuttaydı, bunlara ulaşmak için antremanda yaptıkları yetmiyordu; çünkü onu hep United çıtasının altında tutmaya çalışan Sir’ün şevkatli kollarında teslim olmuştu en büyük rakibi ve çıtasına, Messi’ye. Bir önceki sezon da Real Madrid’e gitmek istemişti ama artık gitmek ‘zorundaydı’, çünkü Messi ile göğüs göğüs çarpışabileceği tek yer orasıydı, sadece Messi’yi değil, onun üzerindeki formanın ve etrafındaki manganın yıkılmaz görünen hakimiyetini de delmek ve böyle anılmak istiyordu: Barça’ya karşı Real’in onurunu kurtaran adam.

Barcelona – Real Madrid, mes que un derby… Mes que un teatro hatta, kimileri için daha da fazlası. Şu anda Messi ve Ronaldo için çok daha fazlasını ifade ettiği kesin. Bu göndermelerden daha çok izlemek umuduyla…

Ümit Karan’ın imza töreni

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Kalbi olanlar izlemesin. Eskişehirspor Ümit Karan’ı mı almış, Real Madrid Messi’yi mi almış, anlamadım. Otobüs muhabbetine ve başkanın ruh haline ekstra dikkat çekiyorum.



youtube link

Do It Aziz!

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Şu an 2009 Draft’ı hakkında kesin olan birşey varsa, o da en fazla konuşulan oyuncunun Blake Griffin değil, Ricky Rubio olduğu, muhtemelen. Dolayısıyla da gündem Rubio’nun seneye nerede oynayacağı.
Rubio, Minnesota’nın seçimlerini tanıttığı basın toplantısına katılmadı. Daha önce de şehir için ne düşünüldüğü sorulduğunda “too cold!” demişti. Herşeyden öte, Minnesota bile Rubio’nun geleceğini tahmin etmedi ki, bir sonraki seçimiyle draftın aynı pozisyondaki en iyi ikinci adamı Flynn’i aldı. Knicks’te oynamak istediği her yerde yazıyor, Knicks GM’i Walsh da (ki Wolves’un yeni GM’i Kahn’la Indiana’da beraber çalışmışlardı), Rubio’yu istediklerini belli etti. Hiçbiri olmaması halinde Rubio, büyük ihtimalle, zaten NBA takımlarının karşılayamacağı (bilmeyene memo: NBA takımları, bir oyuncu için maksimum 500.000 $ bonservis ödeyebilir.) bir bonservis problemi yaşadığı kulübü Badalona’ya geri dönecek.
Bu dedikodu trafiğinde NY Post kaynaklı bir haber düştü bugün ve habere göre Rubio’nun Avrupa’da kalma ihtimaline karşı, Real Madrid ve bir Türk takımı da Rubio’yla ilgileniyormuş. Şu an Rubio’yu temsil eden menajerlik şirketiyle çalışan, Knicks’in eski Avrupa scout’larından Tom Shea’ya göre yarın bir Türk takımından resmi bir teklif gelmesi bekleniyormuş.
Ciddiyse Mr. Shea, bu paraları verebilecek tek takım, kaçan şampiyonluğun da hırsıyla Fenerbahçe. Efes diyenler de olabilir ama bu kesinlikle Efes tarzı bir transfer olmaz. Topuz’u Kayseri’den uçağa atıp jipine bindiren Aziz Yıldırım, Rubio’ya da aynı tarifeyi yapar, draft şapkası yerine malum şapkayı taktırır mı? Aman beyler, yukarıdaki resimler makara amaçlıdır, gülün, eğlenin diye Gürkan’ın ellerinden çıktı, gözünüzü seveyim, bunlar feyk! Fotoşop’çu Türk spor medyasına da ibret olsun, forma böyle giydirilir. “Bitirim İspanyol Fener’de!” diye yarın sabah çıkarsa da artık bu resimler sağda solda, eğleniriz biraz en azından.
Yanlız yakışmış forma ha.

UEFA’nın Mourinho ile Alıp Veremediği

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Federasyonlar, FIFA, UEFA, vs. genelde sevmez Mourinho’yu. Çok da garip değil sürekli sivri açıklamar yapan, herhangi bir çarpıklığı görünce çat diye söyleyen bir adama karşı duyulan garez. Ancak bugünkü kura çekiminden sonra aklıma başka bir şey geldi. Acaba diyorum bu nahoş ikili ilişkiler kura çekimlerine yansıyor mu? Yoksa yalnızca tesadüf mü?

Tesadüf olan nedir, ondan bahsedelim. Bu sırada da geçmiş zamanda ufak bir Şampiyonlar Ligi yolculuğuna çıkacağız. 2003-2004 sezonu. Porto’nun mucize yaratıp şampiyon olduğu sezon. İlk turda eşleşilen takım Manchester United. Devamı çok da önemli değil aslında ama Lyon geliyor akabinde. Daha sonra Milan olması gerekirken Deportivo ve Arsenal/Real Madrid’den biri olması gerekirken Monaco. Ama dediğim gibi çeyrek finalden sonraları çok önemli değil keza güçlü bir takım çıkması zaten anormal bir durum değil. Burda Porto’ya kıyak yapıldı Deportivo, Monaco geldi de diyemeyiz, çünkü sürprizi bol bir seneydi ve baba takımların hepsi erken elendi. Değinmek istediğim nokta 2. turdaki Manchester eşleşmesi.

Geçelim bir sonraki sezona. Mourinho artık Chelsea’de, şampiyonluğun güçlü bir favorisi. Çektiği takımlar ise korkunç. 2. tur eşleşmesi Barcelona. Şampiyonluğa giden yolun devamı Bayern, Liverpool, Milan. 3. aşamada takılıyor hâliyle, Liverpool kahraman oluyor.

2005-2006 sezonunda grupların hemen sonrasında çekilen kura yine Barcelona. Tesadüf mü, yoksa Anders Frisk olayının bunda etkisi var mı?

2006-2007 sezonu tek ufak istisnamızı oluşturuyor. Porto geliyor ikinci turda, nispeten kolay bir eşleşme. Devamında Inter’i eleyen Valencia ve sonra yine Liverpool.

2007-2008 sezonunda Moskova’ya giden yol kolaydı. Olympiakos, Fenerbahçe, Liverpool (evet yine). Fenerbahçe süpriz yaptı desek, elediği takım Sevilla ki Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Chelsea havada kapar. Ama bir dakika, Mourinho yoktu o sezon. Son yıllardaki en kolay Chelsea kurası Mourinho’nun olmadığı sezona denk geliyor.

2008-2009 sezonunda Mourinho Inter’e geçiyor ama kuralarda değişen bir şey yok. 2. turda çekilen takım Manchester United.

Ve 2009-2010 sezonu. 2. turdaki rakip Chelsea. Ha grup birincisi olsun, kolay takımı çeksin diyebilirsiniz, ama gruplar da pek birinciliğe müsade etmiyor. Mourinho’nun geçmiş gruplarında Barcelona’lar Liverpool’lar eksik olmazdı. Zaten Barcelona ve Liverpool olayları ayrı yazı konusu. Ayrıca 2. de olsa, insana bir kere bile kolay bir takım çıkmaz mı? 2 kez Manchester, 2 kez Barcelona, 1 Porto, 1 Chelsea biraz fazla değil mi?

Komplo teorisi gibi algılanmasın, dikkatimi çekti sadece. Daha önce de Ozan’la konuştuğumuz bir hadiseydi, şimdi üstüne Chelsea eşleşmesi gelince içimde tutamadım daha fazla.

Dumur haftası

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Garipliklerle dolu maçlar geride kaldı, salı ve çarşamba gününde. Toplam 44 gol var, sadece beş evsahibi takım galip gelebildi, deplasman takımlarının çıkardığı toplam puan 25. Maç başına 2.7 gol, uzun zamandır hatırladığım en yüksek ortalamalardan biri, detaylı araştırmadım. Bir diğer ilginç nokta, yenilen gollerdeki savunma ve kaleci hatalarının fazlalığıydı. Casillas gibi futbol tarihine geçmiş bir efsane bile iki tane hatalı gol yedi. Raul, 66. Avrupa golünü attı ve bu dalda Gerd Müller’i yakaladı, bir gol daha atarsa -ki atacaktır- rekorlarına yeni bir satır ekleyecek.

Atılan 44 golün yedisi kendi kalesine. Rangers – Unirea maçında kendi kalesine atılmış tam 3 gol var. Mesela Bordeaux – Bayern maçında Ciani, önce kendi kalesini sonra rakip kaleyi sarstı, akabinde Bayern iki kırmızı kart gördü ve Bordeaux iki penaltı kaçırdı. Böyle maç kaç yılda bir olur?

Real Madrid – Milan maçında Dida’nın iki yediği gol de hatalı. Hadi Drenthe’nin şutunda köşeyi kapatamadı, ilk golde tuttuğu topu düşürmesine ne demeli? Öbür tarafta Casillas, Pirlo’nun şutundan çok daha zor pozisyonları kurtarmasıyla ünlü değil mi? Peki ya Pato’nun ilk golündeki hatalı çıkışı?


Barcelona’nın yenilmesi ayrı bir hikâye. Rubin Kazan, tanınmayan bir takım olmasının ekmeğini ilk haftalarda fazlasıyla yedi. Değil yenilmek, bu tip bir maçta zorlanması bile hayal gibi gözüken Barcelona’nın yaşattığı dumur, haftanın en büyüğü müydü, yoksa Inter’in gruptan çıkmasını engellemek için hazırlanmış sinsice bir plan mıydı?

Gökdeniz’in gol atması amma abartıldı yahu. Demek ki yurtdışında oynayan futbolcularımızdan beklentilerimiz o kadar azalmış ki, tüm hatlarıyla yüklenen Barcelona’yı takım halinde kontra yakalayan Rubin’in başarısını, golde ismi yazan Gökdeniz’e mâl ediyoruz, maçın hemen arkasından röportajlarla Barcelona’yı nasıl parçaladığını ballandıra ballandıra anlatmasını bekliyoruz. Olgunluk gösterip, “sadece gollerde hatırlanmak kötü” deyince de bize bozuk olduğunu zannediyoruz.


Mourinho dengesiz ilerleyişine devam ediyor. Henüz bir kadro istikrarı yakalayabilmiş değil, Lucio-Samuel kesinlikle günümüz futbolunda yeri olmayan bir ikili, en azından CL finalini hedefleyen bir takım için. forvetteki sakatlıkların da payı vardır elbette ama genel olarak yaşlı, fizik gücü yetersiz bir kadro var elinde ve bu malzeme de oynatmak istediği şablonu bozuyor. Inter sayesinde en sevdiği CL’nin son sekiz maçında galibiyeti yok.

Özellikle salı günü favorilerin performansları düşündürücüydü. Yeni şampiyonlar uygulaması CL’ye yaradı mı ne?


Bu da son dumur olsun. Maçlar bitmiş, kurmaylarımla özetleri bekliyorum. Maçların skorlarına da bakmamışız, heyecanla dünkü gibi sürpriz skorların çıkmasını, güzel golleri görmeyi bekliyoruz. Star’ın yarım saatten fazla süren reklam-maç hakkında cümle-reklam-maç hakkında cümle-reklam sirkülasyonu akabinde Sabri Ugan uzay fonuyla yayına giriyor. Onun sunumlarında sesi kapatıyoruz ki, bu kadar dayandıktan sonra şok bir spoiler ile sarsılmayalım. Son maça kadar geliyoruz, Chelsea-Atletico Madrid, en çok merak ettiğimiz sonuçlardan biri. Ses yine kapalı, ama resmen beynimizi okuyan Sabri, spoiler vermenin bir yolunu buluyor ve eliyle 4 işareti yapıyor. İnanması güç…

Incoming search terms for the article:

Paranın alamayacağı şey

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Zamanında Galatasaray Man Utd’ı, Frankfurt’u, Werder Bremen’i, Roma’yı yenerken ligde olmadık takımlara yenilir, Fenerbahçe’den de tarihi mağlubiyetler alırdı. Frankfurt zaferinin ve Sigma hezimetinin hemen arkasına gelen 1-0′lık Fenerbahçe galibiyetini bizim jenerasyon net hatırlar. “Avrupa’ya yakışıyor” derlerdi o zaman Galatasaray için. Sanki oraya başka takım, buraya başka takım çıkarıyor gibi…

Milan’ı o dönemlerdeki Galatasaray görünüşüne fazlasıyla benzetiyorum. İki senedir bitmiş bir takım bu, Leonardo hâlâ Seedorf-Inzaghi-Nesta-Oddo diye yazıyor kadro kurarken. Hani ellerinde Cafu olsa, onu da oynatacaklar. Yaşlı, kalecisi olmayan, eski temposundan ve savunma direncinden yoksun bir ekip. Ancak bu tip maçlara konsantre oldukları zaman da karşılarında kim olduğu farketmiyor.

Her yönüyle ilginç bir maçtı. Ronaldinho uzun süreden sonra Barnebau’ya çıktı, Kaka da ilk defa eski takımına karşı forma giydi. Milan’ın kalesinde evinde otururken koluna girilmiş, zorla Madrid’e getirilmiş gibi duran Dida var. 4 milyon €’luk kontratı bu sezon bitiyor abinin, SSK’da gün doldurmaya çalışan emekli adayları gibi bakıyordu ilk golden sonra. O top nasıl kaçar elden? Peki Raul’un topa yine en yakın oyuncu olmasına ne demeli?


Aşağıda da yazdık, Raul 66 golle Avrupa kupalarında gol rekorunu egale etti, kıracak da bir aksilik olmazsa. O noktadan sonra kitlenen maçın hareketlenmesi için olmaz denilenin olması gerekiyordu. Pirlo yaklaşık 40 metreden çıkardı, Casillas kapadığı köşeden aldı topu. 40 metre! Sonrası için biraz özeleştiri yapmak gerekiyor. Real Madrid’i Milan önünde bu kadar favori yapan neydi? Her ne kadar süreklilikten uzak olsa da bu tecrübedeki bir savunmaya karşı ne ispatlamıştı ki Madrid? Çift forvetin Raul-Benzema olunca orta sahadan ciddi destek gerekiyor. O da gelmeyince, yani Real Madrid orta sahayı Milan’a kaptırınca, bu golün de etkisiyle gidişat değişti. Casillas olmaz denileni bir daha oldurdu, ikinci golü de hediye etti.

Real Madrid’in tek forvete dönmeye şiddetle ihtiyacı var. O forvet de malesef Raul değil, Benzema. Ronaldo sakatlıktan dönünce bu değişimin ilk sinyallerini göreceğimizi tahmin ediyorum. Yine de ikinci golde de payı vardı Raul’un, çalışma kokan bir korner ve eski Dida’nın affetmeyeceği sertlikte bir top daha içerde. Bu gol olduğunda daha dakika 76 idi, sonrasında Milan’ın şanlı direnişini izledi, izleyebilenler. Ronaldinho-Raul elektriği kimi heyecanlandırmaz ki? Nesta da büyük adam, bacaklarının götürmediği yerde bile takımı için göğsünü geriyor.


Sonrasında dengesi iyice bozulan Madrid savunması, Seedorf’un bu ligdeki üçüncü “al da at”ı, Pato’nun şık bitirişi. Arka arkaya gelen iki zor galibiyet, Leonardo ve Milan için bir şahlanış olabilir mi? Bana göre zor, ama Milan’ın bu yıllanmış kadrosunun çocuklar gibi sevindiğini görmek de bambaşka bir his.

Lakers C’ship Parade

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Geçen sezon bizim yaptığımız kutlamaların, ufak, küçücük bir versiyonu. Stadı doldurmuşlar, 90000 kişiymiş. Ne, 90000 mi? Real Madrid’in her maçını bu kadar adam izliyor lan?





fotolar:
yahoo sports

UEFA’nın Mourinho ile Alıp Veremediği

Kategori: Almanya Bundesliga, Almanya Bundesliga 2, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Dünya Kupası, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Uefa Avrupa Ligi, Video, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İspanya La Liga, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Federasyonlar, FIFA, UEFA, vs. genelde sevmez Mourinho’yu. Çok da garip değil sürekli sivri açıklamar yapan, herhangi bir çarpıklığı görünce çat diye söyleyen bir adama karşı duyulan garez. Ancak bugünkü kura çekiminden sonra aklıma başka bir şey geldi. Acaba diyorum bu nahoş ikili ilişkiler kura çekimlerine yansıyor mu? Yoksa yalnızca tesadüf mü?

Tesadüf olan nedir, ondan bahsedelim. Bu sırada da geçmiş zamanda ufak bir Şampiyonlar Ligi yolculuğuna çıkacağız. 2003-2004 sezonu. Porto’nun mucize yaratıp şampiyon olduğu sezon. İlk turda eşleşilen takım Manchester United. Devamı çok da önemli değil aslında ama Lyon geliyor akabinde. Daha sonra Milan olması gerekirken Deportivo ve Arsenal/Real Madrid’den biri olması gerekirken Monaco. Ama dediğim gibi çeyrek finalden sonraları çok önemli değil keza güçlü bir takım çıkması zaten anormal bir durum değil. Burda Porto’ya kıyak yapıldı Deportivo, Monaco geldi de diyemeyiz, çünkü sürprizi bol bir seneydi ve baba takımların hepsi erken elendi. Değinmek istediğim nokta 2. turdaki Manchester eşleşmesi.

Geçelim bir sonraki sezona. Mourinho artık Chelsea’de, şampiyonluğun güçlü bir favorisi. Çektiği takımlar ise korkunç. 2. tur eşleşmesi Barcelona. Şampiyonluğa giden yolun devamı Bayern, Liverpool, Milan. 3. aşamada takılıyor hâliyle, Liverpool kahraman oluyor.

2005-2006 sezonunda grupların hemen sonrasında çekilen kura yine Barcelona. Tesadüf mü, yoksa Anders Frisk olayının bunda etkisi var mı?

2006-2007 sezonu tek ufak istisnamızı oluşturuyor. Porto geliyor ikinci turda, nispeten kolay bir eşleşme. Devamında Inter’i eleyen Valencia ve sonra yine Liverpool.

2007-2008 sezonunda Moskova’ya giden yol kolaydı. Olympiakos, Fenerbahçe, Liverpool (evet yine). Fenerbahçe süpriz yaptı desek, elediği takım Sevilla ki Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Chelsea havada kapar. Ama bir dakika, Mourinho yoktu o sezon. Son yıllardaki en kolay Chelsea kurası Mourinho’nun olmadığı sezona denk geliyor.

2008-2009 sezonunda Mourinho Inter’e geçiyor ama kuralarda değişen bir şey yok. 2. turda çekilen takım Manchester United.

Ve 2009-2010 sezonu. 2. turdaki rakip Chelsea. Ha grup birincisi olsun, kolay takımı çeksin diyebilirsiniz, ama gruplar da pek birinciliğe müsade etmiyor. Mourinho’nun geçmiş gruplarında Barcelona’lar Liverpool’lar eksik olmazdı. Zaten Barcelona ve Liverpool olayları ayrı yazı konusu. Ayrıca 2. de olsa, insana bir kere bile kolay bir takım çıkmaz mı? 2 kez Manchester, 2 kez Barcelona, 1 Porto, 1 Chelsea biraz fazla değil mi?

Komplo teorisi gibi algılanmasın, dikkatimi çekti sadece. Daha önce de Ozan’la konuştuğumuz bir hadiseydi, şimdi üstüne Chelsea eşleşmesi gelince içimde tutamadım daha fazla.

Dumur haftası

Kategori: Almanya Bundesliga, Almanya Bundesliga 2, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Dünya Kupası, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Uefa Avrupa Ligi, Video, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İspanya La Liga, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin


Garipliklerle dolu maçlar geride kaldı, salı ve çarşamba gününde. Toplam 44 gol var, sadece beş evsahibi takım galip gelebildi, deplasman takımlarının çıkardığı toplam puan 25. Maç başına 2.7 gol, uzun zamandır hatırladığım en yüksek ortalamalardan biri, detaylı araştırmadım. Bir diğer ilginç nokta, yenilen gollerdeki savunma ve kaleci hatalarının fazlalığıydı. Casillas gibi futbol tarihine geçmiş bir efsane bile iki tane hatalı gol yedi. Raul, 66. Avrupa golünü attı ve bu dalda Gerd Müller’i yakaladı, bir gol daha atarsa -ki atacaktır- rekorlarına yeni bir satır ekleyecek.

Atılan 44 golün yedisi kendi kalesine. Rangers – Unirea maçında kendi kalesine atılmış tam 3 gol var. Mesela Bordeaux – Bayern maçında Ciani, önce kendi kalesini sonra rakip kaleyi sarstı, akabinde Bayern iki kırmızı kart gördü ve Bordeaux iki penaltı kaçırdı. Böyle maç kaç yılda bir olur?

Real Madrid – Milan maçında Dida’nın iki yediği gol de hatalı. Hadi Drenthe’nin şutunda köşeyi kapatamadı, ilk golde tuttuğu topu düşürmesine ne demeli? Öbür tarafta Casillas, Pirlo’nun şutundan çok daha zor pozisyonları kurtarmasıyla ünlü değil mi? Peki ya Pato’nun ilk golündeki hatalı çıkışı?


Barcelona’nın yenilmesi ayrı bir hikâye. Rubin Kazan, tanınmayan bir takım olmasının ekmeğini ilk haftalarda fazlasıyla yedi. Değil yenilmek, bu tip bir maçta zorlanması bile hayal gibi gözüken Barcelona’nın yaşattığı dumur, haftanın en büyüğü müydü, yoksa Inter’in gruptan çıkmasını engellemek için hazırlanmış sinsice bir plan mıydı?

Gökdeniz’in gol atması amma abartıldı yahu. Demek ki yurtdışında oynayan futbolcularımızdan beklentilerimiz o kadar azalmış ki, tüm hatlarıyla yüklenen Barcelona’yı takım halinde kontra yakalayan Rubin’in başarısını, golde ismi yazan Gökdeniz’e mâl ediyoruz, maçın hemen arkasından röportajlarla Barcelona’yı nasıl parçaladığını ballandıra ballandıra anlatmasını bekliyoruz. Olgunluk gösterip, “sadece gollerde hatırlanmak kötü” deyince de bize bozuk olduğunu zannediyoruz.


Mourinho dengesiz ilerleyişine devam ediyor. Henüz bir kadro istikrarı yakalayabilmiş değil, Lucio-Samuel kesinlikle günümüz futbolunda yeri olmayan bir ikili, en azından CL finalini hedefleyen bir takım için. forvetteki sakatlıkların da payı vardır elbette ama genel olarak yaşlı, fizik gücü yetersiz bir kadro var elinde ve bu malzeme de oynatmak istediği şablonu bozuyor. Inter sayesinde en sevdiği CL’nin son sekiz maçında galibiyeti yok.

Özellikle salı günü favorilerin performansları düşündürücüydü. Yeni şampiyonlar uygulaması CL’ye yaradı mı ne?


Bu da son dumur olsun. Maçlar bitmiş, kurmaylarımla özetleri bekliyorum. Maçların skorlarına da bakmamışız, heyecanla dünkü gibi sürpriz skorların çıkmasını, güzel golleri görmeyi bekliyoruz. Star’ın yarım saatten fazla süren reklam-maç hakkında cümle-reklam-maç hakkında cümle-reklam sirkülasyonu akabinde Sabri Ugan uzay fonuyla yayına giriyor. Onun sunumlarında sesi kapatıyoruz ki, bu kadar dayandıktan sonra şok bir spoiler ile sarsılmayalım. Son maça kadar geliyoruz, Chelsea-Atletico Madrid, en çok merak ettiğimiz sonuçlardan biri. Ses yine kapalı, ama resmen beynimizi okuyan Sabri, spoiler vermenin bir yolunu buluyor ve eliyle 4 işareti yapıyor. İnanması güç…

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.