Shaq, Cavs’de

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Ben Wallace + Sasha Pavlovic, bu geceki draft’ta 46. pick ve 500.000$ nakit para. Suns’ın biraz daha para kurtarmak istediği belli, hele ki Ben Wallace emekli olursa şukela olur. Cavs’in amacı belli. Onaylansın, detaylar ve yorumlarla geliriz.

basketi değil traşı bırak ayvi

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


bildiğimiz şımarık cazgır halinin sevimli kırışıklıkları arasına saklı melodramatik velet ortaya çıkmış ve o veda mesajıyla kendisine düşleyebildiği gibi bir cenaze töreni dillendirmiş. şu güne dair hesaba katmadığı; halen canlı hattâ peksklemediği yaşına göre çakı gibi olduğu… sonraki günlere dair de, kendiyle meşgul akılcığına gelmemiş olan bir gerçek var: basketbol oynamadan duramayacağı. bu kadar senede gösterdiği, yapabildiği en iyi işin basketbol oynamak olduğu. tavşan gibi üremeyi ve pleysteyşın oynamayı işten saymazsak, tek de denebilir. meziyetleri arasında kelimeleri özenle birleştirmek yok; (konuşa)bildiği dilde hazırlanmamış üstelik her cümlesi ayrı çeşit palavra ve klişeden ibaret veda metnini müsâmere provasındaki bir haylazın şiir okuması gibi mırıldanırken, ayvi sanki revaçtaki pembediziye konuk oyuncu gitmiş de tevede rol kesiyormuş gibi seyrettim. gözler doldu filan… aman ne trajedi. vircinya lisesi tiyatro kolu: ayvırsın eez hamlet…

-teşekkürler azizler, börd cordın kerim ve adını aklımda tutabilemediklerim -evet ya ben de onlardan biriyim. yaptım elimden geleni, ilâhlar daha durayım istemedi. haydi ben ölüyorum hakkınızı helâl edin. ha bir de ribaka teşekkürler. bi de ıııı, neydi lan, hıh soniyle kentakifraytçikın. ve hemptındaki barnimarketten ceysın dayı; üstümde çok emeği vardır. neyse uzatmayayım, artık basket bana haram. sesleriniz ebediyen böğrümde yankılanacak, kokunuzu hatırladıkça tadınız genzime gelecek. hastalavista. (org greytıstlavofol çalmaya başlar, rihanna şarkıya girer, perde iner – üstünde starbaks reklamı vardır. şekspir in şok! dağılın.)

belki gelecekte bir gün basketbola gerçek vedasını kendi kelimeleriyle eder. o zamana kadar da biyerlerde belki avrupa’da basketbol oynar herhalde. okyanusun bu tarafında kaprisleri birkaç sene hoşgörülecek kadar efsanevî bir şöhrete sahip. yiyip bitirecek tek o kaldı zaten. hem karıya çoluğa çocuğa çeteye yeni teveye para lâzım. yunanistan? italya, ispanya? rusya? fener?!. ihehe. ne, siksırs mı ilgileniyormuş? al sana! aklıma takıldı; şimdi bu herif diyelim üç gün sonra bir takımla anlaşıp oynamaya başladığında, bu bir kambek olarak mı değerlendirilecek?

olen ayvırsın, bizamannar ceymsdin gibiydin, ölmedin.

Incoming search terms for the article:

Do this! – 4

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

New Jersey Nets:

Neyin peşinde olduklarını biliyorum tabii ki; ancak Maggette’nin kontratını Simmons’la değiştirip, pickleri de değiştirmeye ne derdi Warriors, merak ettim bir an. Bir outsider olarak pek tutmasam da beklenen etkiyi yapabilen bir Jordan Hill’li Harris-Carter-Maggette-Hill-B-Lo beşi çok mu fena gözüküyor 2010-2011 sezonu için ya da Lebron’u olmasa da en azından Chris Bosh’u getirebilecek mi Nets, bilemiyorum. Outsider’ım ne de olsa; ancak kafam biraz karışık. Bulundukları sıradan ciddi etkisi yapması beklenen bir uzun almaları beklentilerin dışında ve 2010-2011 sezonuna bozulmuş morallerle girmelerini hiç istemem, sevdiğim bir takımdır Nets.

Charlotte Bobcats:

verde hoca doğru söylemiş batug’daki yazısında; pis salary, uçuruma giden bir kadro. Ancak, bu biraz da beklentilere bağlı, anladığım kadarıyla draft’ın en cafcaflı departmanı gardlar ve iyi bir öngörüyle, bu vasat denilen draft kadrosundan, henüz hak ettiği değeri görememiş bir gardla çıkılırsa, playoff zorlayacak bir çekirdek var aslında, elde. Ama daha yukarısı hedeflemeye çok uzak bir salary/çekirdek kadro var elde. Draftten güzel bir gardla çıkıp, Raja Bell’i denize salıp, takas deadline’ı öncesi alıcı kovalanılabilir, Diaw, G-Wall gibi çok overrpaid olduklarını düşündüğüm oyuncular için. Çok farazi bir çıkış yolu olduğu su getirmez; ancak bu malzemeden başa güreşen bir helva yapmak, Barney Stinson’ı bile aşabilir.

Indiana Pacers:

İki sezon daha takılırım, kuşkusuz. Granger takımımda sorumluluk vereceğim tarzda bir adam ve kontratı yeterince makul, Hibbert ve Rush ise beğendiğim, ileride işe yarar bench oyuncusu olmalarını beklediğim adamlar. Onun dışındakileri at çöpe, baba. Ya oyuncu iyi kontratı fena, ya da kontratı şeker oyuncu felaket, kadronun geri kalanında. Bu civarlardan iki sezon daha draft yaparım, varsa iyi bir gard ya da uzun alırım, etliye sütlüye pek karışmam. 2013-2014 sezonundan itibaren playoff’larda etkili olmaya başlayacaktır, benim kontrolümün altında Pacers, Larry hocanın kontrolünde daha erken uçarlar, benim bileceğim iş değil.

Phoenix Suns:

Devasa kontratı tam da zamanında biten Shaq karşılığında çok daha iyi parçalar alınabilirdi diye düşünen Suns’lı dostlarımız haksız sayılmazlar; ancak Steve Nash’in de ilerleyen yaşı ve düşen temposunu düşündüğümde, Amare’nin etrafına bu takımı kuracaksak, Shaq’la işimiz yok dedim ve pek de uzatmadan elden çıkardım. Ancak, bir tane daha amaçsız sezon geçirmeyi hiç düşünmüyorum. Geçen gün sahip Sarver’a çıktım ve “…madem bir sezon daha vergini ödeyeceksin, masraftan kaçmayalım baba…” dedim. Grant Hill ile el sıkışır, Matt Barnes’ı da aldığına benzer bir miktardan tutuyoruz. Shawn’la konuştum ve yuvaya dönmek uğruna sorun çıkarmayacağını söyledi, Alvin Gentry’e de “Koştur hoca!” talimatını verip, puromdan sıkı bir nefes çekip arkama yaslanacağım. Evet, bombayı en sonunda patlatmış oldum, önceki yazılarımdan etkilenen Suns yönetiminden güzel bir kontrat aldım :) .

Shaq 33′e döndü

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Shaq, 1992 yazında Orlando Magic tarafından draft edilmeden önce, kolej ve lise kariyerinde 33 numaralı formayı giymişti. Ancak o seçildiği sırada kadroda bulunan veteran Terry Catledge 33 numaranın sahibi olduğu için, 32 numarayı almak durumunda kalmıştı (Rubio’nun kaprislerini düşünüyorum da, şimdi olsa hemen takas ederler numara sahibini).

Kariyerine 32 numarayla başlayan Shaq, Magic’in ardından Miami Heat ve Phoenix Suns’ta da aynı numarayla oynamaya devam etti, (edit) Lakers’ta aynı numara tavanda olduğundan 34′e geçti. Cavaliers’a takasını içten içe bekleyen ancak twitter vasıtasıyla şaşırdığını söyleyen Shaq, draft sırasında yapılan bir telefon bağlantısında “kariyerinin, sadece kazanmaya odaklı olduğu bir noktasında” olduğunu söyledi. Kobe Bryant, Dwyane Wade, Penny Hardaway, Karl Malone gibi efsane oyuncularla takım arkadaşı olmuştu ama bu yıldızlardan hiçbiri, Shaq’la oynamaya başladıkları zaman takımları için ondan daha önemli değillerdi.

Lebron’un pohpohlanmaya ihtiyacı yok. Shaq daha ziyade bu tecrübenin kendisi için önemli olduğunu ifade etmeye çalışıyor eylemleriyle. En üstteki fotoğrafı twitter sayfasına koymuş mesela, tam kendi tarzı bir espri. Bir de yine twitter’da “rakamlarım/istatistiklerim emekli olmak için çok az, üç yıl daha oynarım” gibilerden bir mesaj atmış. 37 yaşında, hatırlatalım.

Takas için hazırladığı klibe de birşey diyemiyorum. Nutkum tutuldu.

Shaq ft. Akon – Over the Edge

Deliksiz

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Hikayeyi mark paylaştı. Tembellik yapmış, sizle paylaşmamış. Kevin Arnovitz’in kaleminden aktarıyorum.

Celtics yedeklerinden Giddens için iyi bir dış şutör denemez. Zaten kariyeri boyunca sahada kaldığı 54 dakika boyunca da, sadece tek bir üç sayı denemesi var. Ama ligde ikinci yılını geçiren skorer gard kendini geliştirmeye çalışıyor, tabi takım arkadaşı efsane şutör Ray Allen da bu arada ona takılmayı ihmal etmiyor.

Chicago maçından önce, bu sabah United Center’da şut antremanı yaparken Giddens, Ray Allen geldi ve bench’in hemen arkasında oturup onu izlemeye başladı. Giddens, doğuştan bir şutör değil, şutunu çıkarırkenbiraz arkaya düşüyor ama bu sabah düzgün atıyordu. Allen’ın önünde 3 tane üstüste üçlük soktu.

Ama bu Allen için yeterli değildi.

“Çembere değdirdin.” dedi Allen, Giddens üçüncüyü soktuktan sonra. Giddens dönüp Allen’a baktı. Bozulmamıştı, daha çok babasını memnun etmeye çalışan istekli bir çocuk gibi bakıyordu.

Allen gülerek, “Şutun çembere değiyorsa, ne biçim bir şutörsün sen?” dedi.

Sonra kenarda oturduğu rahat koltuktan kalktı ve 25 feet’ten şutunu attı. 14 yıllık kariyeri boyunca 2000′den fazla üç sayı isabeti bulunan Allen’ın şutu deliksiz girdi. Sakin bir şekilde yerine geri döndü, Giddens da çalışmaya devam etti.

Olağan Şüpheliler

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Letonya tarihinin en yetenekli kadrosu olarak nitelendiriliyorlardı. Öyle ki, 2001′de ezeli rakipleri Litvanya’ya Ankara’da fark atıp çeyrek finale kalan takımdan bile daha iyi bir kadroydu bu oyuncu bazında bakarsak. Bagatskis ve Stelmahers yoktu belki ama, oyunu olgunlaşmış bir Valters’le birklikte Skele, Blums, Berzins gibi yetenekli oyuncularla dolu kadroya bir de NBA çapında bile elit bir uzun olarak kendini kanıtlamış Andris Biedrins’in eklendiğini düşünürsek Letonya Federasyonu’nun bu kadrodan iyi dereceler beklemesi çok da abartılı bir istek değildi. Burada di-li geçmiş zaman kullanmamın bir sebebi var tabi. Zaten yazının konusu da bu olacak. Medyanın çeşitli organlarında bu kadroya neler olduğuyla ilgili bazı şeyler okumuşsunuzdur muhakkak. Bu yazılanları biraz daha netleştirmeye çalışacağım hazır yerel basını takip etme şansım varken.

Kadronun ilk çürük elması Kaspars Kambala oldu. 2001′de muhteşem oynayan ve geleceği çok parlak görünen bu sevimsiz dev adamın 2007′de kokain kullanmaktan ceza alması pek de şaşırtmadı kimseyi. Letonya insanı biraz gariptir. Sovyet dönemini yaşayan bu jenerasyonun çoğunun babadan fakir olması, onların paraya olan bakış açılarını farklılaştırmıştır muhakkak. Buna görmemişlik, öküzlük, vs diyebilirsiniz. Ama Letonyalı oyuncuların hemen hepsine görülen disiplin problemini en iyi bu şekilde açıklayabiliriz. Litvanya da aynı dönemlerden geçmiştir, ancak onların basketbol kültürü ve oyuna olan saygısı bambaşkadır. Bu sebeple oyuncularda ciddi bir disiplin anlayışı olmasa da basketbol oynarken bu yönlerini gizlerler. Oysa Letonya’da birinci spor hokeydir. Basketbolcuların bir çoğu için para ön plandadır ve yoksulluk içinde yaşadıkları dönemlerden sonra bir anda ciddi paralar kazanmaya başlayan bu gençlerin bu durumu çok hazzedemeyip, işi makaraya vurmaları çok da garip değildir. Neyse Kambala bir süre boksla da uğraştıktan sonra basketbola geri döndü ve 2009 kadrosunda kendine yer buldu.

Turnuvadan sonra ise Kristaps Valters üç sene, Armands Skele iki sene milli takımdan uzaklaştırılma cezası alırlarken, Efes Cup’ın ardından takımdan atılan Kaspars Berzins ile birlikte Kaspars Kambala ve Andris Biedrins de en ufak bir disiplinsizliklerinde uygulamaya konulacak bir senelik şartlı uzaklaştırma aldılar. Peki neydi bu adamların sorunu? Berzins’ten başlayalım isterseniz.


Kaspars Berzins şu ana kadarki kariyeri boyunca hep müthiş umutlar vadeden bir oyuncu olmuştur. Ama kendisiyle çalışan tüm koçların ortak görüşü Berzins’in oyun zekasının çok düşük olduğu, hatta genel olarak da zeka seviyesinin tahammül boyutlarını zorlayacak düzeyde olduğu şeklindedir. Yine de üstün fiziği ve yetenekleriyle ile NBA yaz liginde Suns kadrosunda kendine bir yer bulmayı başardı. Yaz liginin ardından da Eurobasket’e hazırlanan milli takım kafilesine katıldı. İşte olaylar orada başladı. (2002′de Almanya’da süpermarketten bir şeyler çalarken yakalanan bir adamdan bahsettiğimizi unutmayalım) Kamp sırasında antremana geç gelmek, sakatlık numarası yapmak, kaldığı otellerde arıza çıkarmak gibi sayısız vukuatının ardından Efes Cup’ın son maçında Almanya karşısına sakatlığını bahane ederek çıkmadı. Oysa aynı günün akşamında kendisi çılgın bir partide dans ederken yakalanınca kadrodan çıkarıldı ve Letonya, henüz şampiyona başlamadan çok önemli bir uzununu kaybetmiş oldu.

Az önce yazdığım otelde arıza çıkarmak lafına dikkatleri çekmek istiyorum. Bu Berzins’in tek başına yaptığı bir şey değil ve burada ceza alan diğer isimler de devreye giriyor. Medyaya mümkün olduğu kadar az yansıyan bu hadise Efes World Cup sırasında Letonya’lı oyuncuların Ankara’da kaldıkları otelde gerçekleşiyor. Alkol olayını abartan bir grup (net olarak kimler olduğu Letonya basınında yer almasa da verilen cezalar ipucu oluşturacaktır) tüm odayı kırıp dökerler. Bununla yetinmeyip odada ateş yakarak etrafında dans ederler. Ve duş başlığının içine bok koyarak(evet bildiğin bok) arkadaşlarına şaka yapma girişiminde bulunurlar. Bu şakanın kurbanı veya fikir babası kim bilemiyorum. Aslında bu olayların gerçekliği de sorgulanabilir. Resmi açıklamada söylenen otelde rahatsızlık verdikleri için otelden atıldıkları şeklinde. Rahatsızlığın detayını magazin dergilerinden öğrendim, o bakımdan haberden çok söylenti demek doğru olacaktır buna.

Berzins ilk anda seçilen bir kurbandı ve kadrodan çıkarıldı, fakat olaya karışan Kambala, Valters, Biedrins ve Skele de o anda kadro dışı bırakılsaydı Avrupa Şampiyonası’ndaki sonuç facia olacağından kendilerine bir şans daha verildi. Turnuvada da hiçbir şey oynamayan ekip yalnızca 13. oldu ve federasyon tarafından bu derece yetersiz olarak görüldü ve vukuatlı oyuncuların takımdan uzaklaştırılmasına karar verildi. En ağır cezayı alan Valters’e göz atalım biraz da.

Kendisini izlemiş olan süphesiz ki yeteneklerinden haberdardır. Saha görüşü, top hakimiyeti, dış şut gibi bir oyun kurucuda bulunması gereken her özelliğe sahip olan Valters, sevgili Sedat Koç’un benzetmesiyle iyice Pozecco gibi oynamaya başlamıştı. Ama tabi bunu iyi anlamda söylemiyorum, sıkça cıvıttığı ve gereksiz top kayıplarıyla takıma zarar verdiğini vurgulamak için söylüyorum. Babasının da torpiliyle (Valdis Valters, bir zamanların efsane Sovyet oyuncusu) takım içinde oldukça rahat hareket eden ve koçu pek takmayan bir arkadaş kendisi. Hatta yine bir söylentiye göre bir antremanda herkesin önünde takımın eski koçlarından Igors Miglinieks’e siktir çekmiştir. Son koçuyla arası pek iyi değildi zira. Birçok kez koçunun kenardan işaret ettiği setleri uygulamak yerine kafasına göre işler yapan Valters’in kendisine aşırı güvenmesi ve bu sayede takıma ve takım arkadaşlarına zarar vermesi de aldığı üç senelik cezada önemli etken olmuştur muhakkak. Sabah antremanlarının hemen hemen tamamına akşamdan kalma bir vaziyette katılması da aynı şekilde. Bu sene transfer olduğu Joventut’ta iyi bir sezon geçirdiğini, 10.1 sayıyla takımın üçüncü skoreri ve 5.4 asistle tüm ACB’nin ikinci asistçisi olduğunu hatırlatalım.

Sıra geldi dördüncü şüphelimiz Armands Skele’ye. Barons LMT takımının yıldızı Skele burada bir prens muamelesi görmektedir. Oysa bu aşırı ilgi onun hakettiği bir şey değildir. Ülkede çoğu insan Skele’yi basketboluyla değil de magazin haberlerinden, paparazzilerden, club maceralarından tanırlar. Hatta kendisine takılmış olan Esītis lakabı vardır ki, sürekli gittiği Essential isimli club’ın kısaltılmış ismidir bu aynı zamanda. Basketbol sahasında da aşırı gayri ciddi olduğu ve diğer takım arkadaşları gibi alkolü çok sevdiği söylenir. Otel vakasında en çok cezayı alanlardan biri olmasının sebebi geçmiş vukuatlarıyla ilgilidir tabi ki. Yoksa antremanlara sarhoş gelmek dışında son dönemde takıma verdiği ciddi bir zarar yoktur. Aslında ılımlı bir karaktere sahip olduğu da söylenebilir keza ceza aldıktan sonra federasyona bir yazı göndererek verilen cezanın haklı olduğunu ve bundan sonra davranışlarına çeki düzen vereceğini ifade etmiştir. Çok inandırıcı olmasa da en azından efendi bir şekilde yaklaşmıştır olaya. Oysa Valters, kendisine kasıtlı olarak haksızlık yapıldığını iddia ederek federasyonu dava edeceğini söylemişti.

Yakından tanıdığımız, sevdiğimiz Biedrins de Letonya’ya geldiği zaman NBA’dekinden farklı bir profil çiziyor. Eğer milli takım kampındaki davranış stilini bir şekilde NBA’e taşırsa, oradaki ömrü uzun sürmeyecektir. Aşırı alkol kullanımı, antremanlardaki ciddiyetsizliği sebebiyle aldığı cezanın dışında yanında gezdirdiği sarışın kızlarla da Letonya paparazzisinin favori isimlerinden biri olmuştur her zaman için. Bu kızlardan bir tanesi, yine bu takımın nasıl bir hâlde olduğunun güzel bir işaretidir aslında. Bahsettiğimiz bayan Katrina Valters. Soyadı tanıdık gelmiştir.

Bir başka milli takım oyuncusu olan Sandis Valters aynı zamanda Kristaps Valters’in kardeşi. Yanında gördüğümüz bu güzel kızla bir süre evli kaldıktan sonra boşanırlar. Buraya kadar bir problem yok. Ancak daha sonra Katrina, milli takımın bir başka oyuncusu Andris Biedrins’le görüntülenmeye başlar. Bu nasıl takım arkadaşlığı deyip Biedrins’e mi kızsak, para avcılığını abartıp tüm takımı sıradan geçirmeye kalkan sarışına mı yüklensek bilemiyorum. Kesin olan bir şey varsa, o da ortada ciddi bir çarpıklık olduğudur. Bir Çanakkale Biga’dan, bir de Riga’dan adam çıkmaz dememişler boşuna.

Asıl ironik olan bu kadronun şampiyona öncesindeki sloganının “Now or Never” olması. Never seçeneğini işaretleyeceğiz herhalde, öyle gözüküyor.

Bilgilendirici not: Oyuncuların ismini kendi dilinde telaffuz etmeye meraklı olanlara yardımcı olayım biraz. Biedrins’i okurken sondaki s’yi ş diye telafuz etmemiz gerekiyor. Berzins de aynı şekilde. Skele, Şçeele şeklinde okunuyor.

Teşekkür notu: Tüm bu bilgileri toplamamda yaptığı araştırmalar ve çevirilerle müthiş bir katkısı olan sevgili Santa Avisane’ye teşekkürü borç biliyorum.

Incoming search terms for the article:

Normal mi, elma dilim mi?

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Görüntü pazar gecesi oynanan Oklahoma City – Cleveland maçından. James, fast break başında önce kısa bir kasap havası yapıyor, hücumun sonunda çocuğun patateslerini götürüyor.

Perili Otel

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Oklahoma City Thunder ile New York Knicks arasında oynanan maçı beklendiği üzere Thunder rahat kazandı. Mağlubiyetin sebepleri olarak saha içi ve saha dışı bir çok faktör sayılabilir muhakkak. Ancak New York’lu bazı oyuncuların mazereti oldukça enteresan. Önceki gece kaldıkları otelde hayaletler olduğunu ve gece uyuyamadıklarını iddia ediyorlar. “Kesinlikle inanıyorum” diyor Jared Jeffries, “orası tekin değil, korkunç bir yer.” Eddy Curry ise sadece 2 saat uyuyabilmiş, “olayın 10. katta olduğunu söylüyorlar ve o katta bir tek ben kalıyordum. Mecburen gecenin çoğunu Nate’in odasında geçirdim. O otelde hayalet olduğuna kesinlikle inanıyorum” diyor.

Eddy Curry’nin Nate Robinson’ın odasında takılması başka türlü de açıklanabilir tabi ama konumuz bu değil şu anda.

Bahsi geçen otelin adı Skirvin. 1910′da inşa edilmiş. Kuzeybatının en iyisiymiş zamanında. Otel sahibi W.B. Skirvin’in temizlikçi kızlardan biriyle ilişkisi olmuş ve kız hamile kalmış. İşler bir şekilde sarpa sarmış ve muhtemel bir skandali önlemek amacıyla Mr. Skirvin, kızı 10. kattaki bir odaya kilitlemiş. Bir süre sonra temizlikçi kız doğum yapmasına karşın hâlâ odadan çıkmasına izin verilmemiş. Bunun üzerine bebeğiyle beraber aşağı atlamış.

Yıllar içerisinde otelde kalan birçok müşteri geceleri çocuk ağlaması duyduğunu iddia etmiş. Bazı erkek müşteriler, odada yalnız oldukları sırada bir kadın sesinin kendilerine seslendiğini söylemişler. Çıplak bir kadın figürü gordüğünü ve hatta görünmeye bir varlık tarafından tecavüze uğradığını iddia edenler bile varmış. Ayrıca kendi kendine hareket eden nesneler de görülürmüş sıkça.

Otel, 1988′de kapatılmış ancak 20 yıl sonra tekrar restore edilerek, Skirvin Hilton adıyla hizmete açılmış.

Pilates olmak

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Sacramento Kings oyuncusu Francisco Garcia’nın bileğinden sakatlandığını ve yaklaşık dört ay sahalardan uzak kalacağını duyanlar vardır. Peki neden sakatlandığını bilen? Sebep fotodaki egzersiz toplarından birinin, tam altındayken patlaması ve Garcia’nın kendi bileği üzerine düşmesi. Bu olay üzerine Sacramento Kings mevzubahis topların kullanımını yasaklamış, diğer 29 takıma da bu konuda bir uyarı göndermişler. Sütten ağzı yanan yoğurdu hakikaten de üfleyerek yiyor.

Spor Skandalları #6: Requiem for a team: Sonicsgate

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Gördüğünüz, Seattle Sonics’in taşınma sürecinin köklerine inen bir belgeselin trailer’ı. Premiere’i iki sinemada kapalı gişe yapılmış. 12 Ekim’de 120 dakikalık son kurgusu bedava internet premiere’ini yaptı.

Filmin kendi sitesi de .org uzantılı. Anlayacağınız, bir karşılık beklemeden, olayı bilen-bilmeyen herkesin bu spor skandalının detaylarına ulaşması ve öğrenmesi için yapılmış bir amme hizmeti de diyebilirsiniz. Sonics’in ünlü taraftarlarından, anlatıcısına, Gary Payton’dan Save our Sonics derneği üyelerine kadar pek çok isimle röportajlar var. Aşağıdaki adrese tıklarsanız filmin tamamını izleyebilirsiniz.


Not 1: Filmi izleyip daha fazlasını arayanlar, bu işin peşini son güne kadar bırakmayan batug.com neferi Alp Akbulut’un konu hakkındaki yazılarına da göz gezdirsinler:

31 Ekim 2006: Büyük güç, büyük sorumluluk gerektirir
18 Aralık 2007: Le Grand Vert
5 Kasım 2008: Yağmura Veda

Not 2: Linki Can Birand vasıtasıyla gördüm, kendisine şapka.

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.