Looking for Eric

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Geçen gün FM10 çılgınlığını tecrübe ederken, futbol filmleri koyalım dedik bir yandan. Looking for Eric’le başladık, Damned United ile devam ettik. Bay A sağolsun, transfer borsasına Jet Fadıl girişi yaptı da Looking for Eric’i yarım yamalak da olsa izleyebildim. Normalde Ken Loach filmlerini uzaktan takip etmeye imtina ederim, “ulan Ken Loach yeni film çekmiş, indirip izlemek lazım” diyenlerden değilimdir. Filmlerini genelde çok sert ve yoğun bulurum, sinema değil de başka bir janrı besler gibi gelir. Bazen çok kör gözüne parmak, Mahsun Kırmızıgül bulurum, karakterler çölde dolaşan kutup hayvanı misali olmadık işlerle, arka arkaya karşılaşırlar. Daha gerçekçi senaryolar, ya da çıkarımlar üzerinden gittiği filmlerdeki dengesi ve tarzı ise bambaşkadır, onu özel yönetmenler arasına sokar. Dediğim gibi, özellikle son zamanlarda ve Cannes festivalinin de etkisiyle, sadece hedefe yönelik, fazla politik filmler yapıyordu Loach.

Loach’un en önemliği özelliği, sinema jargonunda “ordinary people” olarak yer alan, Türkçe’ye çevirdiğimizde sıradan insanlar diyerek sıradanlaştırdığımız kitleyi portrelemesi, alt metini onların üstüne bir güzel döşemesi ve basit konuları farklı açılardan göstermesidir. İnsan psikolojisini ve durumsal kaosları güzel yansıtır, alt metinle iyi ilişkilendirir. Eskiden tanıyormuş gibi konuştum ama bu böyle. Ken Loach’un filmini izleyen bir süre etkisinden çıkamaz. Ben aynı duyguyu yaşıyorum mesela şu anda, Eric Bishop’u atamıyorum kafamdan.

Filmin posterini aceto’da görmüştüm, onun yaklaşımı üzerine futbol temalı bir alt metinin geleceği belliydi. Daha doğrusu, Eric Cantona üzerinden giden bir kitle futbol filmi bekliyordum, Cantona müthiş bir malzemeydi böyle bir açı için ve üzerine de henüz film yapılmamıştı. Daha ne olsundu? Loach ise bana göre harika bir çalım atmış -Cantona daha iyisini atmıştır gerçi- ve Cantona’yı alt metin haline getirmiş. Maradona belgeselini izleyenler bilir, Kusturica da bu tip bir yol izlemiştir Maradona’yı anlatmak için. Onun hayatını, futbolunu ya da yaşam tarzını anlatmak ve övmek yerine, o hayatı Maradona ile bir süreliğine de olsa yaşamış, Maradona’nın hayatına girerek almıştır almak istediğini. Bu sefer, Eric Cantona, Eric Bishop’un hayatına giriyor ve onun üzerinden kendisini anlatıyor bizlere.

116 dakikalık filmin ilk çeyreğinde Eric Bishop’u tanıyoruz. Bu paragraf ve sonrasında kabaca spoiler bulunabilir, o sebeple izlememiş olanlar geçsin ama isteyenler de kalsın, öyle filmden alacağınız zevki azaltan bir cümle yazmayacağım. Eric Bishop tabiri caizse paspas olmuş, dibe vurmuş bir abimizdir. İlk karısıyla görüşmemektedir, ondan olan kızı henüz öğrenci olmasına rağmen annedir. İkinci karısı hapse girmiştir ve çıktıktan sonra da Eric’i aramamıştır; sonuçta Eric iki üvey oğlanla bir evde bulmuştur kendisini. Bu iki çocuk da ne birbirlerine, ne Eric’ e saygı göstermemektedirler, hatta büyük ve beyaz olan (kötü bir tabir oldu) bir gangsterin peşine takılmıştır, eve saçma emanetler ve arkadaşlar getirmektedir, Eric ne kadar uğraşsa da saydam bir cam gibi görülmemekte ve fakat bazen mecburen dikkate alınmaktadır. Bu durum onu intihar teşebbüsüne kadar götürür, tam bu sırada Cantona’nın hayaliyle karşılaşır ve burada Bishop’un geçmişini öğrenmeye başlarız.

Man Utd taraftarlığı, karısıyla tanışması gibi anılar kızının çocuğunu ona emanet etmesi ve bu işin yürümesi için ilk karısı Lily ile görüşmek zorunda kalması paralel ilerler. Eric traş olmaya, normal bir insan gibi takılmaya ve çocuklarına varlığını hissettirmeye başlamıştır Cantona ile beraber. Filme büyük üvey oğlanla dahil olan silah, boyutu iyice değiştirir ve Ken Loach’a özgü polis baskın sahnesi ve tek planlık silah konuşmasına vesile olur. Sonrası? Sonrası iyi işte. Orasını da anlatmayayım, kendi anladığımı yazayım.

Cantona’nın yeteneği ona ilgi getirmiştir. Ama Cantona, sevgiyi yaptıklarıyla yaratmıştır. Aslında futbol hayatı boyunca sahada ve saha dışında yaptıklarıyla, futbolcu olarak değil, Eric olarak taraftarın ve sevenlerinin hafızasına kazınmak istemiştir. Çoğu futbolcunun, Zidane’ın bile böyle bir derdi yoktu yaptıkları açıklamalara göre. Cantona ise hiç açıklama yapmadı. Bir şekilde anlatmak istediklerine kendini anlattığını, diğerlerine de zamanı gelince anlatacağını biliyordu. Bishop’a da film boyunca bunu anlatıyor ve farklı düzlemde de olsalar, aynı eksende hayatlarını döndürdüklerini, kilit noktalarda daha cesur olduğunu yansıtıyor. Film, hem Cantona’nın yaratıcı ruhu, hem de Loach’un açılımlı anlatım dili için çok iyi bir saha olmuş.

Filmde futbol görüntüleri de Bishop’un hayalgücüne takılanlarla sınırlı. İlginçtir, Cantona bunların büyük bir kısmını hatırlamıyor.

Incoming search terms for the article:

Looking for Eric

Kategori: Almanya Bundesliga, Almanya Bundesliga 2, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Dünya Kupası, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Uefa Avrupa Ligi, Video, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İspanya La Liga, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin


Geçen gün FM10 çılgınlığını tecrübe ederken, futbol filmleri koyalım dedik bir yandan. Looking for Eric’le başladık, Damned United ile devam ettik. Bay A sağolsun, transfer borsasına Jet Fadıl girişi yaptı da Looking for Eric’i yarım yamalak da olsa izleyebildim. Normalde Ken Loach filmlerini uzaktan takip etmeye imtina ederim, “ulan Ken Loach yeni film çekmiş, indirip izlemek lazım” diyenlerden değilimdir. Filmlerini genelde çok sert ve yoğun bulurum, sinema değil de başka bir janrı besler gibi gelir. Bazen çok kör gözüne parmak, Mahsun Kırmızıgül bulurum, karakterler çölde dolaşan kutup hayvanı misali olmadık işlerle, arka arkaya karşılaşırlar. Daha gerçekçi senaryolar, ya da çıkarımlar üzerinden gittiği filmlerdeki dengesi ve tarzı ise bambaşkadır, onu özel yönetmenler arasına sokar. Dediğim gibi, özellikle son zamanlarda ve Cannes festivalinin de etkisiyle, sadece hedefe yönelik, fazla politik filmler yapıyordu Loach.

Loach’un en önemliği özelliği, sinema jargonunda “ordinary people” olarak yer alan, Türkçe’ye çevirdiğimizde sıradan insanlar diyerek sıradanlaştırdığımız kitleyi portrelemesi, alt metini onların üstüne bir güzel döşemesi ve basit konuları farklı açılardan göstermesidir. İnsan psikolojisini ve durumsal kaosları güzel yansıtır, alt metinle iyi ilişkilendirir. Eskiden tanıyormuş gibi konuştum ama bu böyle. Ken Loach’un filmini izleyen bir süre etkisinden çıkamaz. Ben aynı duyguyu yaşıyorum mesela şu anda, Eric Bishop’u atamıyorum kafamdan.

Filmin posterini aceto’da görmüştüm, onun yaklaşımı üzerine futbol temalı bir alt metinin geleceği belliydi. Daha doğrusu, Eric Cantona üzerinden giden bir kitle futbol filmi bekliyordum, Cantona müthiş bir malzemeydi böyle bir açı için ve üzerine de henüz film yapılmamıştı. Daha ne olsundu? Loach ise bana göre harika bir çalım atmış -Cantona daha iyisini atmıştır gerçi- ve Cantona’yı alt metin haline getirmiş. Maradona belgeselini izleyenler bilir, Kusturica da bu tip bir yol izlemiştir Maradona’yı anlatmak için. Onun hayatını, futbolunu ya da yaşam tarzını anlatmak ve övmek yerine, o hayatı Maradona ile bir süreliğine de olsa yaşamış, Maradona’nın hayatına girerek almıştır almak istediğini. Bu sefer, Eric Cantona, Eric Bishop’un hayatına giriyor ve onun üzerinden kendisini anlatıyor bizlere.

116 dakikalık filmin ilk çeyreğinde Eric Bishop’u tanıyoruz. Bu paragraf ve sonrasında kabaca spoiler bulunabilir, o sebeple izlememiş olanlar geçsin ama isteyenler de kalsın, öyle filmden alacağınız zevki azaltan bir cümle yazmayacağım. Eric Bishop tabiri caizse paspas olmuş, dibe vurmuş bir abimizdir. İlk karısıyla görüşmemektedir, ondan olan kızı henüz öğrenci olmasına rağmen annedir. İkinci karısı hapse girmiştir ve çıktıktan sonra da Eric’i aramamıştır; sonuçta Eric iki üvey oğlanla bir evde bulmuştur kendisini. Bu iki çocuk da ne birbirlerine, ne Eric’ e saygı göstermemektedirler, hatta büyük ve beyaz olan (kötü bir tabir oldu) bir gangsterin peşine takılmıştır, eve saçma emanetler ve arkadaşlar getirmektedir, Eric ne kadar uğraşsa da saydam bir cam gibi görülmemekte ve fakat bazen mecburen dikkate alınmaktadır. Bu durum onu intihar teşebbüsüne kadar götürür, tam bu sırada Cantona’nın hayaliyle karşılaşır ve burada Bishop’un geçmişini öğrenmeye başlarız.

Man Utd taraftarlığı, karısıyla tanışması gibi anılar kızının çocuğunu ona emanet etmesi ve bu işin yürümesi için ilk karısı Lily ile görüşmek zorunda kalması paralel ilerler. Eric traş olmaya, normal bir insan gibi takılmaya ve çocuklarına varlığını hissettirmeye başlamıştır Cantona ile beraber. Filme büyük üvey oğlanla dahil olan silah, boyutu iyice değiştirir ve Ken Loach’a özgü polis baskın sahnesi ve tek planlık silah konuşmasına vesile olur. Sonrası? Sonrası iyi işte. Orasını da anlatmayayım, kendi anladığımı yazayım.

Cantona’nın yeteneği ona ilgi getirmiştir. Ama Cantona, sevgiyi yaptıklarıyla yaratmıştır. Aslında futbol hayatı boyunca sahada ve saha dışında yaptıklarıyla, futbolcu olarak değil, Eric olarak taraftarın ve sevenlerinin hafızasına kazınmak istemiştir. Çoğu futbolcunun, Zidane’ın bile böyle bir derdi yoktu yaptıkları açıklamalara göre. Cantona ise hiç açıklama yapmadı. Bir şekilde anlatmak istediklerine kendini anlattığını, diğerlerine de zamanı gelince anlatacağını biliyordu. Bishop’a da film boyunca bunu anlatıyor ve farklı düzlemde de olsalar, aynı eksende hayatlarını döndürdüklerini, kilit noktalarda daha cesur olduğunu yansıtıyor. Film, hem Cantona’nın yaratıcı ruhu, hem de Loach’un açılımlı anlatım dili için çok iyi bir saha olmuş.

Filmde futbol görüntüleri de Bishop’un hayalgücüne takılanlarla sınırlı. İlginçtir, Cantona bunların büyük bir kısmını hatırlamıyor.

“Deli”

Kategori: Almanya Bundesliga, Almanya Bundesliga 2, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Dünya Kupası, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Uefa Avrupa Ligi, Video, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İspanya La Liga, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin


“Beşiktaş’ın deli lakâplı oyuncularından”…

Habertürk’ün spor ekinde İbrahim Üzülmez ile ilgili haber bu şekilde başlıyor. Okurken insan düşünmeden edemiyor “başka kim vardı?” diye.

HT web sitesinde düzeltmişler.

Ivesa & Burak Yılmaz {Eskişehirspor 0-1 Fenerbahçe}

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Bu tip maçlarda benim en garibime giden durum Daum’un asla rotasyon düşünmek istememesidir. Eskişehirspor önemli deplasman olabilir ama insan bari Volkan Babacan’ı oynat diyor. Çünkü bazı Avrupa kulüpleri bunu gelenek haline getirdi. Bu tip maçlarda genelde kupa finaline çıksalar bile yedek kalecilerini oynatıyorlar. Ama bir yandan da düşünüyorum. Bu maçta Volkan Babacan oynasaydı neler yapacaktı diye. Çünkü özellikle ilk yarıda Fenerbahçe’ye maçı getiren ismin Volkan Demirel olduğunu düşünüyorum. Maçın ilk yarısına baktığımızda Eskişehirspor uyguladığı presle birlikte topu pozitif kullanan takım oldu ve Dos Santos’un sol bekte çok kötü olmasından yararlanan Burak Yılmaz’ın sağ kanatta harikalar yaratmasına şahit olduk. Özer’in defansif anlamda fazla yardım etmediği sol kanatta Dos Santos’da yumuşak karın olunca o bölge Eskişehirspor ataklarına ev sahipliği yaptı. Burak Yılmaz kaçırdığı iki golü atsaydı bugün ondan bahsediyor olacaktık ama malesef futbol kazananların oyunu.

Fenerbahçe santrafor dışında maça ideal kadrosuyla çıkmasına rağmen çok fazla etkili olamadı. Ayağa, yerden oynamayı düşündüler ama Eskişehirspor uyguladığı presle Fenerbahçe orta sahasını düşürdü ama Eskişehirspor’un ele geçirdiği toplar büyük tehlikeler yarattı. Fenerbahçe’nin bu sezon temel silahı Emre Belözoğlu, Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı’nın gösterdiği performanslar oluyor. Onların iyi futbolu takımın geneline yansıyor ve özellikle Alex’in olumlu hareket etmesini sağlıyor. Bugün orta saha düşünce Fenerbahçe’nin genel olarak kötü oynadığını söylemek mümkün. Takım kötü olunca da Alex’in iyi futbolundan söz edemiyoruz. Ama şöyle bir durum var. Alex’in büyüklüğü de zaten burada geliyor. Maçın kırılma anı şüphesiz Ivesa’nın yaptığı hata oldu. Maç genelinde iyi performans gösteren Ivesa topu ilk hamlede ayağından çıkarmak yerine geveleyince Alex muhteşem bir futbol zekasıyla topu kaptı ve pozisyonun penaltıya gitme sürecini başlatmış oldu. Ivesa’da zaten bu yüzden önde gelen bir kaleci olamıyor. Boyu itibariyle çok önemli işler yapıyor yani bir kaleci olarak boyunu iyi kullanıyor ama bazen olmadık hatalarla karşılaşabiliyoruz.

Eskişehirspor ilk yarıda kurduğu baskıyı, tempoyu fizik olarak düşmeleri nedeniyle devam ettiremeyince ikinci yarıda ortada geçen bir maç izledik. Fenerbahçe öne geçtikten sonra Eskişehirspor’un rakibin üzerine gidecek hali bile kalmamıştı. Buna dayanarak maçın hakkının Eskişehirspor olduğunu ama futbolun kazananların oyunu olduğunu söylemem gerekiyor. Fenerbahçe sabrederek, özellikle ikinci yarıda akıllı oynayarak, panik yapmayarak maçı kazanmış oldu.

Onurlu Yürüyüşümüze Devam

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Yazarken ellerim titriyor hala. Muhteşem bir mücadele örneği gösterdi takımımız. Geçen hafta Türk Telekom ve bu hafta da Beşiktaş Cola Turka.Cem Hoca ve Aslanlarımıza ne desek az.

Hani pek taktik, teknik konuşacak ruh halinde değilim ama yine de maçın kısa bir değerlendirmesini yapalım. İlk yarıyı harika oyunumuzun ardından Beşiktaş Cola Turka’ nın 10 sayı önünde kapatmayı başardık. İlk yarı her şey istediğimiz gibi gitmişti.

Üçüncü periyoda başlarken ben fazla zorlanmadan kazanacağımızı düşünüyordum ama Beşiktaş üçüncü periyoda harika başladı. İlk üç hücumlarında 3/3 üçlük isabeti buldular ve farkı bir sayıya kadar indirdiler. Bu andan sonra, üçüncü periyot boyunca maç gidip geldi. Bir ara Beşiktaş öne de geçmeyi başardı.

Son periyotta ise takımımız seyirci baskısına rağmen inanılmaz bir oyun ortaya koydu. Maçı izleyen herkes takımımızdaki kazanma hırsını görmüştür. Üçüncü periyotta yüreğimiz ağzımıza gelse de dördüncü periyotta coaching faktörü ve Aslan Yürekli Oyuncular sayesinde maçı kazandık.

Wilkinson hakkında da bir kaç şey söylemek istiyorum. Nerdeyse gönderiyorduk adamı, şimdi baş tacımız oldu. Kritik maçlarda inanılmaz performanslar gösteriyor. Aslında sadece Wilkinson ile sınırlamamak lazım, ben bir ara gönderilme durumu olduğu için ona özel olarak değindim.

Ve tabiki Cem Hoca. İnsan ister istemez geçen yıllara üzülüyor. Bayan takımından gönderildiğinde inanılmaz üzülmüştük, tepki göstermiştik. Şimdi erkek takımımızı başarıya taşıyacağından şüphem yok benim. Hele şu -5 bir kaldırılsın da…

Ne Olacak Batu’nun Hâli

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

18 yaşındaki bu çocuk, yalnız Beşiktaş taraftarının değil, tüm memleketin beklediği futbolculardan birisi. Hem Beşiktaş hem Milli Takım forvet sıkıntısı çekerken, Batuhan gibi kalıplı bir adamın harcanmasına ya da kendini harcatmasına hep beraber şahit oluyoruz. Gün geçmiyor ki Batu ile ilgili yeni bir vukuat duymayalım. Batuhan’ın kısa ama başarılı geçmişine bir bakış atmak istiyorum önce. Çok değil 2-3 sezon önce Beşiktaş altyapısındayken hiç bir sıkıntısı yoktu bu çocuğun. 15 yaş altı milli takımda da oynarken Beşiktaş forması altında 25 maça çıkmış ve 81 gol atmış. Bu her maçta 3 golden fazlasına tekabül eder ki insan mısın? sorularını sorduracak cinsten bir istatistiktir. Batuhan için yeni Hakan Şükür dendi uzun süre. Tabii Koller ve Crouch ile de kıyaslandığı zamanlar oldu. Uzun boyu ile hava toplarına hakim olmasının yanı sıra, hantal olmaması da {en azından o dönem için} çok önemli artılar getiriyordu Batu için. Sonra gel zaman git zaman Batuhan büyüdükçe sorunları da büyüdü. Transfer teklifleri, bazı sorumsuz ve disiplinsiz davranışları Batu’nun önünü tıkadı.

Tüm olumsuzluklarına rağmen Fatih Terim kendisine güvenerek a milli takıma çağırdı. Şanssızlık burada yakasını bırakmadı malesef. İlk defa milli olduğu Bosna Hersek maçında omzu çıkmıştı. Gerçekten çok büyük hayal kırıklığı oldu bu çoğu insan için. Çünkü dönemin teknik direktörü Tigana, Batu’yu A takıma alarak forma şansı vermeye başlamıştı. Batu da gerek Beşiktaş’lılığı ile gerekse attığı gollerle taraftarın gönlünde yer etti. Aralarındaki tek benzerlik ikisine de forvet denmesine rağmen, ben Batuhan’ı karakteri ve özellikleriyle İlhan’a benzetirim hep. Beşiktaş taraftarı olsaydım, İlhan’dan boşalan ilahlık tahtına gözüm kapalı getirirdim 2 sene öncesindeki Batuhan’ı. Gençmiş, yolun başındaymış vız gelir. Rahmetli Gündüz Tekin Onay bile “çok başarılı olacak” dedikten sonra, bize arkasında durmak düşer. Önceki sene Batuhan, ilerleyişini kendisi de şu sözlerle açıklar;

“Bir sene önce Galatasaray-Beşiktaş derbisini dışarıda bir yerde izlemem gerekiyordu. Dev ekranda maç izlemek için 5 ytl lazımdı. Ama benim cebimde 4 ytl vardı. Adama 1 ytlyi sonra getiririm, içeri girmeme izin ver dedim ama müsaade etmedi. Televizyondan bile izleyemediğim derbide bir yıl sonra oynamak gözlerimi yaşarttı.”

İşte bu Batuhan’ın akîbeti ile ilgili şimdi çeşitli fikirler ortaya atılmakta. En son gelen haber Mustafa Denizli’nin kendisinden dert yanması. Daha önce aralarında çeşitli sürtüşmelerin yaşandığı söylenmişti de sık sık yalanlanmıştı bu haberler. Ama LigTv’nin haberine göre Denizli; “Kampa katılıp katılmama konusunda bir yol ayrımındaydı. O katılmamayı tercih etti. Bize bu konuda bir bilgi vermedi. Batuhan sezon başında bir sakatlık yaşadı. Kendisine gerekli toleransı gösterdik. Ancak bu sefer de ‘kendisine göre’ sağlık sorunları olduğu bilgisi bize ulaştı. En doğru kararı verebilmek için sağlık kontrolüne gitmesini istedim. Dört kere hastaneden randevu aldık ama gitmedi.” demiş. Denizli’nin sözlerinden suçlunun Batu olduğu görünüyor, ama adama demezler mi yahu bacak kadar çocuğa {yaşı itibariyle tabii} sahip çıkıp yola sokamıyorsanız ne demeye teknik direktörcülük oynuyorsunuz? Batu, Galatasaray’a gelsin adam edilsin bu benim taraftar olarak fikrim. Ama fanatizmi bir kenara bırakmam gerekirse bu çocuk Beşiktaş’ta oynasın, Eskişehir’de, Bursa’da, Konya’da oynasın, isterse yurt dışına gitsin. Ama oynasın artık yahu.. Kaybolup gitmesin.

Kaptan Popescu

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Biraz Barcelona nostalji yapmak istedim. Özellikle takımın kaptanının Popescu olduğunu görünce. Bu arada Lucescu’nun Galatasaray’da ilk sezonu bir anda aklıma geldi. Popescu üçüncü kaptan olacaktı ama Okan Buruk biz takımda daha eskiyiz benim olmam lazım demişti ve sorun çıkarmıştı. Kaptanlığın yaşla, tecrübeyle, o takımda daha fazla kalmasıyla ilgisi yok. Bir insan doğuştan lider özelliklerle doğar. Popescu’da bunlardan biriydi. Kadroda onca eski Barcelona’lı olmasına rağmen görüyoruz kaptan kendisi.

Enke..

Kategori: Genel yaziyi gonderen: ugurera

Tek maç olsa da, çok kısa sürse de fark etmiyor.. Öyle ya da böyle Robert Enke hayatımın bir yerinden geçti.. İnsan üzülüyor.. Ölüm sebebinin veya şeklinin bir önemi yok, sadece üzüntünün boyutunu etkiliyor..

Mekanı cennet olsun..

Photo: Hayatım Fenerbahçe

Kobe Farkı

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Sacramento Kings 108-106 önde. Lakers’da maçın bitmesine saniyeler bile değil saliseler var. Maç boyunca kendini oradan oraya atan, kazanma hırsıyla yanıp tutuşan Kobe ne yapar? Takımının mağlup olmasına göz mü yumar? Asla! İşte bunu yapar; maçın bitimine 1 salilse kala ayaklarını yerden keser, 3 sayı çizgisinin gerisinden şansını dener. Peki sonuç? La Lakers: 109-108 : Sacramento Kings :) Maçta da toplam 39 sayıya ulaştı. İnsan değilsin Kobe!

Müzik Kutusu {Kenan Doğulu – Aşkkolik}

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Geçtiğimiz senenin sonlarına doğru Patron albümü çıktığında, farklı bir Kenan Doğulu ile karşı karşıya kaldık. Kenan Doğulu ne Serdar Ortaç gibi günübirlik şarkılar yapar ne de Tarkan gibi dinlendikçe tatlanacak şarkılar söyler. Onun parçaları kendine has olmuştur her daim. Pop müziğin ülkemizdeki efendisi olan, kendi kaliteli kitlesine hitap eden sanatçının önceki albümlerinden daha cüretkâr, daha iddialı, daha ateşli bir albüm olmuştu. Patron albümünde çok keyifli slowlar vardı. Zaten Kenan Doğulu şarkıları dediğiniz zaman kimsenin aklına gelmeyen derin cümleleri bir araya getiriip dinleyebilme fırsatı bulduğumuz şarkılar gelir aklımıza. Slowlardan ziyade bu albümde hareketli şarkılar da çarpıcıydı. Benim ilk dikkatimi çeken Rütbeni Bileceksin, ki bu şarkıyı da bir hayli tartıştık, olmuştu. Sonra da Aşkkolik. Rütbeni Bileceksin’e böyle tribün marşı gibi yaklaştı çoğu insan. Ama bu şarkı biraz daha ustalara saygı içeriyordu. Aşkkolik ise daha yaz şarkısı, kıpır kıpır, aşkı anlatan bir şarkı. Klip de buna ilintili olarak yurt dışında çekilmiş. Kullanılan ışıklar ve renkler itibariyle de sıcacık bir klip olmuş. Kar beklediğimiz bu soğuk günlerde sıcacık klip içimi ısıttı itiraf etmek gerekirse :) Lafı çok da uzatmadan videoya geçelim biz. Aşkkolik oldum senin yüzündeeeenn;

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.