Esintiler

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Şampiyonlar Ligi ikinci tur kuraları bugün itibarıyla çekildi. Grupların hemen ardından iki maçlık eleme oynanma fikri alındığından beri hem maç yoğunluğunu, hem sürpriz ihtimalini hem de ulusal liglerin üzerindeki tartışmasız egemenliğini kaybettiğini düşündüğüm organizasyonda son 2-3 senedir olduğu gibi yine favori takımlar birbiriyle eşleşmiş, ikinci tura yakışmayan bazı müsabakaların tarihi atılmış. Bu sezon, önceki iki sezona göre teğet geçmiş sayılırız CL’yi, üvey evlat muamelesi yaptık (hangi organizasyona yapmadık ki?). Bu sebeple, ikinci tur kuralarına, ilk turu ve geçmiş sezonları kapsayan ufak bir yazı dizisiyle karşılayalım diyorum. Zaten Alp hocam uzun süredir makarasını yaptığımız, UEFA’nın desteğiyle makaradan komplo teorisine dönen, artık teoriden de çıktığına inandığım bir şekilde Mourinho baba kucağına verilmiş, o yazının ardını toplayıp önünü düzelterek devam etmek iyi olur.

Birinci turda pek çok sürpriz oldu, kim hangisine sürpriz der onu bilemeyiz -zira “ben demiştim” furyasının başını alıp gittiği bir dönemden geçiyor Türk medyası, herkes her sonucu tahmin etmiş; Rubin aslında zaten bu ışığı veriyormuş, Bordeaux konusunda geçtiğimiz sezon Galatasaray eşleşmesi öncesi-sonrası yorumların takıldığı çarklara ben dokunmuyorum bile, hele “İtalyanların deyimiyle invincibile” adledilen Barcelona’nın yaşadığı tökezlemeyi normal bulanlar? Ben en az sürprizden en çoğa doğru gideceğim, o sebeple önce G-H grupları.

Bu Arsenal ve Sevilla görece en kolay grupları çekmişlerdi, sürpriz ihtimali sıfıra yakındı zira hem topçular, hem artistler çok tempolu ve atak oynayan, fizik gücü üst düzeyde oyunculardan kurulu ve ikisi de zayıf takımlara karşı rahatlıkla fark yaratabilecek düzeyde kadro istikrarına sahipler. Bu iki takımı ancak defansif kurgusu oturmuş, orta sahanın hücuma yakın bölgesinde top kazanabilen ve bu topları da –bu iki takımın top kaybı sonrası yaptığı- rüzgar baskıyı dindirebilecek pas yüzdesine sahip takımlar durdurabilir ki o takımlar da bunu yaparken pek zorluk çekmiyorlar, son iki sezondur. Bu iki grubun da ikinci torba takımının nasıl o torbaya girdiklerini anlamış değilim, organizasyondaki “şampiyon takım sayısının artırılması” sonucu olsa gerek; ancak bir tarafa bakıyorsun Inter ya da Real Madrid, öbür tarafa bakıyorsun bunlar, garip oluyor, hâliyle.


C, D ve F’de ilk iki torba takımları çıktı, C’de Milan’ın Zürih’e 5 puan kaybedip Real’i deplasmanda yenmesi klasikler arasına girer diye düşünüyorum. Şu kadro, Milan’ın posası sayılabilir, Ancelotti’nin beş sezonda üç final oynattığı Milan’ın ideal 11’inden Nesta-Dida yanında orta saha komple aynı desek abartmış olmayız, Real maçını kazanan Pirlo-Ambrosini-Seedorf orta sahasını görünce. Milan hakkında söylenecek en net yorum, Pato’nun transferi sırasında anlatıldığı kadar efsane bir golcü olmadığı ama orta sahanın tıkırında olduğu sert maçlarda kendini kenarlarda kaybedip etkili olabilen şık bir son vuruşçu olduğu. Adam ceza sahasının sağı, solu, gelişine-gidişine affetmiyor yakaladı mı. Ona rağmen, Ronaldinho ne kadar oynarsa o kadar gidecek bir takım görünümünde Milan, dişlek kardeşim pas hatalarını azaltıp rolüne daha bir adapte olmuş gibi. Real için de fikirlerimi şurada aktarmıştım. CL’de olmasa da, İspanyol liginde görüyoruz ki Los Galacticos gibi değil, dirençli ve rakibini rahatsız eden bir takım gibi oynamak istiyorlar, en azından Pellegrina(!) bunu istiyor, Ronaldo şimdilik uslu çocuk, Kaka’yı zaten bilirsiniz. Raul sevdası hafiften törpülenmiş gibi, takım içinde yaptıkları haltlar ortaya çıktıkça hafiften Raul ve Guti’nin koğuş ağası günleri bitecek gibi. Marsilya’nın orta sahası güzel, kaşar da bir takım kurdular ve ne yalan söyleyeyim bu grup çıkınca onlar için üzüldüm, fazla uzun ömürlü bir takım değil gibi geliyor bana, bir yandan da, daha kolay bir gruptan çıkmaları işten değildi.


D’de Chelsea tabiri caizse ‘güle oynaya’ tur atladı, ikinci Porto’nun kaybettiği altı puan da mavi formalara karşı. Chelsea, son maçlarda yaşadığı düşüşe rağmen, ki ben bu düşüşün de kadronun doymuşluğu ve yoğun maç trafiğine verdiği reaksiyon ile fazlasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum, Avrupa’nın en formda, en dengeli takımı. Geçtiğimiz sezon Barcelona’yı zor duruma düşürmeyi başaran bir tek onlardı, bu sezon da Barça geçen sezonki formunu yakalayabildiği takdirde güçlü adaylardan biri olacaklar. Son maçlarda ligde Zhirkov’u dahil etme çabaları var, ufak tefek sakatlıklar da bel büktü ama en büyük sorun Cech’in formsuzluğu. Hâlâ dünyanın en iyi kalecilerinden biri ama o talihsiz sakatlık olduğundan beri Çek kaplanı gitti, az hata yapan ama kapasitesi belli bir kaleci geldi. Porto’nun vizyonunun ve başarıya giden takımı kurma tecrübesinin artık Dragao’nun çimlerinden, mavi beyaz çubukların aralarına kadar sindiğini bilmeyenimiz yok, gelen gideni, giden geleni aratmıyor. Atletico öyle böyle tökezlemiyor, izlemedim de hiçbir maçlarını ama bildiğim bir futbol gerçeği varsa, bu takım içten çürümüş ve Aguero-Forlan-Perea-Simao-Maxi gibi küflü kaşarları temizlemedikçe toparlanamazlar gibi. Asenjo-Garcia-Camacho üçlüsü yanında Agüero tutulabilir gerçi, FM’den bildiğimiz kadarıyla ama operasyon şart, olmuyor böyle.


A ve E grupları birbirine bazı açılardan benziyor. Bir tarafta Juventus, bir tarafta Liverpool dışarıda kaldı, ikisinin de yakın geçmişte bu kupayı kaldırdıklarını hatırlamakta fayda var. Hadi Juventus yakın geçmişte bir yarı-felaket yaşadı, çok yaşlanan kadrosunu yenilemeye çalıştığı bir geçiş döneminde, teknik direktörü tecrübesiz, vs. Hadi onlar gruba dört maçta 8 puan ile başladılar ve onlardan daha güçlü kadrolara sahip olduğu rahatlıkla iddia edilebilecek Bayern ve Bordeaux’ya yenilerek gruptan çıkma şanslarını son maçta kaçırdılar. Bordeaux Fransa şampiyonu, en son Lyon’u deplasmanda yendi, deplasmanda çok dişli bir takım. Bayern kötü başladığı sezonda beklenen bir toparlanma yaşadı, Van Gaal’in arkasındaki Hoeness desteği hiç eksik olmadı ve Bayern’i yönetenler bu tip krizlerden çıkmayı iyi biliyorlar.


Ya Liverpool… Açık konuşayım, şu an Rafa Benitez’in yatacak yeri yok ve ben olsam sezon sonuna kadar da beklemez, hatta grubun son maçını da beklemez ve İspanya biletini kulağına bir şey fısıldama ayağına gizlice ceket cebine koyar, sonra da cep telefonuna kontrol etmesi yönünde bir not düşerdim. İngiltere’de ve özellikle Liverpool kadar köklü klüplerde motto haline gelmiş istikrar, Rafa Benitez döneminde Liverpool için sadece bir yöne işledi. Geçmişe fazla dönmeyeceğim zira ona da burada dokundurmuştum, bu gruptan gerçeklerle anlatmaya çalışayım Liverpool’un ne kadar zor bir durumda olduğunu: Grupta iki Debrecen galibiyeti dışında üç puan almışlıkları yok, evlerinde hem Fiorentina’ya hem de Lyon’a son dakika golüyle mağlup oldular, aldıkları tek kayda değer sonuç olan Lyon beraberliği de –bana göre- Lyon’un hayli üstün olduğu bir maçta geldi. Gerrard’ın sakatlanmasıyla birlikte müthiş bir düşüşe girdiler ve Avrupa’nın başarılı takımları arasında bu kadar tek oyuncuya bağlı bir takım daha yok. Fiorentina bu grupta 15 puan aldı! Gruptan çıkmalarını, en fazla Lyon ya da Liverpool’un birinin arkasına takılarak becermelerini bekliyordum ama 15 puan ne yahu?


Next: B ve D gruplarına derin dalış, ikinci tur kuraları

fotolar: espn soccernet

Incoming search terms for the article:

Paranın alamayacağı şey

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Zamanında Galatasaray Man Utd’ı, Frankfurt’u, Werder Bremen’i, Roma’yı yenerken ligde olmadık takımlara yenilir, Fenerbahçe’den de tarihi mağlubiyetler alırdı. Frankfurt zaferinin ve Sigma hezimetinin hemen arkasına gelen 1-0′lık Fenerbahçe galibiyetini bizim jenerasyon net hatırlar. “Avrupa’ya yakışıyor” derlerdi o zaman Galatasaray için. Sanki oraya başka takım, buraya başka takım çıkarıyor gibi…

Milan’ı o dönemlerdeki Galatasaray görünüşüne fazlasıyla benzetiyorum. İki senedir bitmiş bir takım bu, Leonardo hâlâ Seedorf-Inzaghi-Nesta-Oddo diye yazıyor kadro kurarken. Hani ellerinde Cafu olsa, onu da oynatacaklar. Yaşlı, kalecisi olmayan, eski temposundan ve savunma direncinden yoksun bir ekip. Ancak bu tip maçlara konsantre oldukları zaman da karşılarında kim olduğu farketmiyor.

Her yönüyle ilginç bir maçtı. Ronaldinho uzun süreden sonra Barnebau’ya çıktı, Kaka da ilk defa eski takımına karşı forma giydi. Milan’ın kalesinde evinde otururken koluna girilmiş, zorla Madrid’e getirilmiş gibi duran Dida var. 4 milyon €’luk kontratı bu sezon bitiyor abinin, SSK’da gün doldurmaya çalışan emekli adayları gibi bakıyordu ilk golden sonra. O top nasıl kaçar elden? Peki Raul’un topa yine en yakın oyuncu olmasına ne demeli?


Aşağıda da yazdık, Raul 66 golle Avrupa kupalarında gol rekorunu egale etti, kıracak da bir aksilik olmazsa. O noktadan sonra kitlenen maçın hareketlenmesi için olmaz denilenin olması gerekiyordu. Pirlo yaklaşık 40 metreden çıkardı, Casillas kapadığı köşeden aldı topu. 40 metre! Sonrası için biraz özeleştiri yapmak gerekiyor. Real Madrid’i Milan önünde bu kadar favori yapan neydi? Her ne kadar süreklilikten uzak olsa da bu tecrübedeki bir savunmaya karşı ne ispatlamıştı ki Madrid? Çift forvetin Raul-Benzema olunca orta sahadan ciddi destek gerekiyor. O da gelmeyince, yani Real Madrid orta sahayı Milan’a kaptırınca, bu golün de etkisiyle gidişat değişti. Casillas olmaz denileni bir daha oldurdu, ikinci golü de hediye etti.

Real Madrid’in tek forvete dönmeye şiddetle ihtiyacı var. O forvet de malesef Raul değil, Benzema. Ronaldo sakatlıktan dönünce bu değişimin ilk sinyallerini göreceğimizi tahmin ediyorum. Yine de ikinci golde de payı vardı Raul’un, çalışma kokan bir korner ve eski Dida’nın affetmeyeceği sertlikte bir top daha içerde. Bu gol olduğunda daha dakika 76 idi, sonrasında Milan’ın şanlı direnişini izledi, izleyebilenler. Ronaldinho-Raul elektriği kimi heyecanlandırmaz ki? Nesta da büyük adam, bacaklarının götürmediği yerde bile takımı için göğsünü geriyor.


Sonrasında dengesi iyice bozulan Madrid savunması, Seedorf’un bu ligdeki üçüncü “al da at”ı, Pato’nun şık bitirişi. Arka arkaya gelen iki zor galibiyet, Leonardo ve Milan için bir şahlanış olabilir mi? Bana göre zor, ama Milan’ın bu yıllanmış kadrosunun çocuklar gibi sevindiğini görmek de bambaşka bir his.

Te-be-fe

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Cemal Nalga = 2 yıl + 10.000 TL
Tufan Ersöz = 4 ay + 5.000 TL

Okan Çevik = 3 yıl + 10.000 TL

Koray Mıncınozlu = 2 yıl + 5.000 TL

Mert Uyguç = 2 yıl + 10.000 TL

Yiğit Şardan = 6 ay + 10.000 TL

Ali Türsan = 6 ay + 5.000 TL
Cengiz Karadağ = 1 yıl + 5.000 TL
Galatasaray Basketbol Takımı = Cemal’in oynadığı maçlarda hükmen mağlup (5 maç) + Türkiye Kupası’ndan ihraç + 4 maç seyircisiz
+ 40.000 TL

Cemalgate’te Galatasaray’a kesilen cezalar bunlar. Hukukçu değilim ama dışardan beni rahatsız eden noktalar var.

Oyak Renault’nun, haklı olduğu bu konu hakkındaki itirazını, daha önce baştan savma bir şekilde reddeden ve tükürdüğünü yalayan Te-Be-Fe’de herhangi bir görevden alınma veya istifa yok. Bu kadar ciddi bir itirazı araştırmayan ve rezil olan Te-Be-Fe’ye neden ceza yok, neden 60.000 TL’lik mükafat var?

Bu arada, sahaya girip kendisine yumruk atan dangoza karşılık veren Tarence Kinsey de 2 maç + 3.000 TL ceza almış. Kinsey haksızsa bu 3.000 TL’yi vurduğu adama versin, olay çıkmasına zemin hazırlayan Te-Be-Fe neden nemalanıyor? Neden Galatasaray 4 maç ceza alıyor? Kinsey’e saha içine girip vuran adamın başlattığı olaylar Galatasaray’a 4 maç ceza aldıracak kadar yanlışsa, neden Kinsey’nin reaksiyonu da ceza alıyor? Kinsey, mesleğini yaptığı yerde, orada olmaması gereken birinin saldırısına uğruyor ve karşılık veriyor. Bugün ben Turgay Demirel’in çalışma ofisine gidip, ağzının ortasına bir tane yerleştirsem, o da bana vursa, bana mı ceza verilmesi lazım yoksa Turgay’a mı?

Edit: Kinsey’nin yumrukladığı sahaya girip kendisine vuran kereste değilmiş, düzeltme için yorumda bulunun biraderlere teşekkürler.

Yorumlar berabere kaldı

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


“Arda’yla Baros bu maçı çözer…”

Rıdvan Dilmen’in, dün oynanan ve 1-1 sonuçlanan Kazak takımı-Galatasaray maçının ilk yarısında yaptığı yorumlar, bu cümlenin etrafında şekillendi hep. Galatasaray yedek oyuncularıyla çıkmış, Avrupa kupası elemesine as oyuncularla çıkmak gerekirmiş, vs. vs.

Yorumlarını genellikle dinlemeye değer bulduğum, hem sevdiğimiz eski futbolculardan olan (Galatasaray taraftarı olmama rağmen) hem de futbol üzerine bildiklerini iyi anlatan isimlerden olan Rıdvan Dilmen, dün oynanan maçta, sanki bir bilgisayar oyunun ilk defa oynadığı bir evresinde, ne yapacağını bilemeyen ancak tahmin eden, deneme yanılma yöntemiyle doğruyu bulmaya çalışan bir bilgisayar kurdu gibiydi. Belki de yorumculuk kariyerinde ilk defa, bir resmi maça ikinci hatta üçüncü alternatiflerden oluşan bir kadroyla çıktığını görüyordu, bir büyük takımın.

Galatasaray’ın bu sezonki kadrosunu, bir oyuncuyu iki pozisyona yazmadan, alternatifleriyle gözümüzün önüne bir getirelim:

Leo Franco
(Orkun- Aykut)

Uğur U. – ServetGökhan Z. – Hakan Balta
(Sabri – Emre G. – Emre A. – Volkan Y.)
(Serkan K. – Semih K. – Murat A. –
Alpaslan)

Mehmet T.
(Linderoth) (Mehmet G.)

Arda – Ayhan

(Barış) (Mustafa S.)


Keita – Kewell
(Serkan Ç. - Yaser Y.) (Aydın Y.)

Baros
(Nonda) (Erhan Ş.)

Frank Rijkaard, maça daha çok hazırlık karşılaşmalarına çıkardığı kadro ile başlamış, defansın göbeğinde birbirine alışması beklenen ikili ve orta sahanın ortasında direnci artıracak Ayhan-Mustafa ikilisi dışında, ikinci ya da üçüncü alternatifleri sürmüş sahaya. Amaç da belli, rakip hazırlık maçında bile seçilmeyecek kadar zayıf, genç oyunculara hem “sizi resmi maçlarda da deneyeceğim” mesajı veriliyor. Aynı zamanda da as oyunculardan daha hazır olan bu yedeklerle sistemini gözden geçirme, modifiye etme şansı buluyor Hollandalı hoca.

Bu mesaj önemli, çünkü bu ülkede top koşturan genç oyuncuların yıllar boyu alıştığı bir tabuyu, ucundan da olsa zedeliyor bu yaklaşım. Hazırlık maçlarında her zaman genç oyuncular denenir, birkaç tanesi parlatılır, gazeteler büyük bir heyecanla onları yazar, sonra pat, kiralık. 2-3 sene sürer bu kısır döngü, bazı futbolcular için. Yine gördük ki, bu ufak tabu zedelenmesi bile bizim yorumcularımızı, en güvenilirlerini bile, ne söyleyeceğini bilmez hale getiriyor, ikinci dakikada yenilmiş bir şans golüyle 1-0 geride götürülen bir maçta, pek çok genç oyuncuyu Türk futbolseverlere tanıtan ve onlara verilen şansın azlığını eleştiren Rıdvan Dilmen’in ağzından ilk yarıda dökülen sınırlı cümlelerde gördüğümüz gibi: “Arda-Baros bu maçı çevirir”, ya da “Mustafa-Ayhan-Barış bu oyunu dikine oynayamazlar”

Bunun dışında üzerine çok fazla yazılacak şey yok aslında. Frank Rijkaard, “enormous challenge” olarak adlandırdığı macerasının ilk resmi ayağında, bana göre önemli bir testi geçmiştir. Rıdvan Dilmen ise bu testten kalmıştır.

fotolar: GS resmi sitesi

Galatasaray – Gaziantepspor: 1-0

Kategori: Almanya Bundesliga, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Danimarka Ligi, Dünya Kupası, Fransa Ligue 1, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İsveç Ligi, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Lucas Neill Transferi.!

Kategori: Almanya Bundesliga, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Danimarka Ligi, Dünya Kupası, Fransa Ligue 1, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İsveç Ligi, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Özhan Canaydin..!

Kategori: Almanya Bundesliga, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Danimarka Ligi, Dünya Kupası, Fransa Ligue 1, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İsveç Ligi, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Galatasaray’in Kanayan Yarasi.!

Kategori: Almanya Bundesliga, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Danimarka Ligi, Dünya Kupası, Fransa Ligue 1, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İsveç Ligi, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Kayserispor – Galatasaray : 0-0

Kategori: Almanya Bundesliga, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Danimarka Ligi, Dünya Kupası, Fransa Ligue 1, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İsveç Ligi, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Galatasaray – Fenerbahce : 0-1

Kategori: Almanya Bundesliga, Arjantin Ligi, Bank Asya Birinci Lig, Basketbol, Brezilya Ligi, Danimarka Ligi, Dünya Kupası, Fransa Ligue 1, Futbol, Genel, Komik Futbol Videoları, Maç Özetleri, Turkcell Süper Lig, Türkiye Kupası, Voleybol, İngiltere Premier Ligi, İsveç Ligi, İtalya Seri A, Şampiyonlar Ligi yaziyi gonderen: admin

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.