İspanya 0 – 2 ABD

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin





Amerika, İspanya’nın façasını aldı. 35 maçtır yenilmeyen, 15 maçtır kazanan takım, 10 kişilik Amerika karşısında beyaz bayrağı çekti. 2006 Kasım’ında Romanya ile oynanan hazırlık maçından beri yenilmeyen, Euro 2008′de İtalya’yı penaltılarla eledikten beri kazanan İspanya, Brezilya’nın 1993-1996 arasındaki rekorunu egale etmekle yetindi. 2002′de çeyrek final ile ümit veren, geri kalan sporlardaki egemenliğini düşününce bir gün patlama yapmasını beklediğim Amerika da, vasat gözüken kadrosuna rağmen sürprizlere devam ediyor. Brezilya’yı geçmeyi başarırlarsa büyük sükse olur.

Albiol de Real Madrid’de

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Ronaldo ve Kaka transferleri üzerine bişey yazmadık. Bu tip transferleri hiçbir zaman sevmedim, takımın taraftarlarının da bu ilüzyona nasıl kapıldığını anlamıyorum. Alt etmen gereken takım Barcelona, onun için de forvet hattını iki kat kuvvetlendirmek yerine orta sahayı sağlamlaştırman gerektiğini de biliyorsun, buna rağmen Sneijder, vd Vaart, Guti falan herkesin ipini çekip yıldızlara sıvıyorsun parayı.

Bana göre, Kaka gibi etrafındaki oyunculara da hükmeden, herkesin sevdiği bir yıldızı aldıktan sonra, daha küçük çaplı 3-4 tane eklemeyle geçen sezona göre aşama kaydetmiş bir takım yaratabilirdi Perez. Real Madrid’in geçmişinde payı olan pek çok eski yıldızın da söylediği gibi, uyum süreci, takım içi dengeler falan hiç hesap edilmeden yapılmış, bencil bir transfer. Çok da başarılı olacağını düşünmüyorum, Alex Ferguson’un disiplini ve taktik bilgisi altında bile bir sezon işleyen Ronaldo’nun, geldiği gibi etkisini göstereceğinden şüpheliyim. Bir de üzerinde sürekli Messi-Barcelona baskısı olacak, sadece onunla kalsa da iyi, tüm takımın üzerine bu baskı sirayet edecek. Takımı olası bir buhrandan çıkarması gereken adam da Pellegrini yani, düşüşe geçti mi çok zor toparlanmasıyla ünlü Villarreal’in hocası.

Kahve tribine kaptırdım ama işin özü bu. Futbolda denenmiş, yararlılığı ya da zararlılığı tescil edilmiş bazı yöntemler var. Real Madrid bir de bu durumu bizzat tecrübe etmişti. Şimdi 15 milyon € karşılığında Albiol’ü bağlamışlar Valencia’dan, milli stoperdir, iyidir, beklenen de bir transferdi zaten. muhtemelen Xabi Alonso’yu da alacaklar ama arkasından oturup kadroyu bir masaya yatırmaları lazım, akıllı bir kafayla. Şu anda Robben ve ufak Hollandalılar bir problem gibi gözüküyor, kaldı ki hedef en tepeyse bu takıma en az bir orta saha bir de defans lazım.

Ne dedi?

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Spor Servisi’nde dinledim, sabah sabah tebessüm ettirdi. Diğer kaynaklara bakınca Fanatik’in işe yine biraz mizah kattığı ortada tabi.

“Krasiç’e ne kadar iyi bir futbolcu olduğunu, CSKA’dan ayrılıp, kariyerine Avrupa’da yön vermesi gerektiğini söyledim. O da bana, ‘Avrupa’dan teklifler var. En ciddi Liverpool istiyor, ama hoca bırakmıyor. Şu maç bir bitsin. Hocanın ayaklarına kapanacağım ve gitmek isteyeceğim’ dedi. Ben de, ‘10 senedir Beşiktaş’tayım. Teklifler geldiğinde gitmedim. Eğer kalırsan, bir daha bu teklif kapına gelmez’ diye uyardım. Kendisi de beni övdü ve güçlü bir futbolcu olduğumu dile getirdi. Bu arada Krasiç’le de İngilizce konuştum ve İngilizcemi konuşturdum!”

Kimin Yalancısıyız: Fanatik

Ronaldo, Messi

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

İkisi de birbirinin yetenek ölçütü. Sürekli kıyaslanıyorlar ve bundan zevk alıyorlar. Her ne kadar benzer mevkilerde, paralel rollerle oynasalar da, arada sırada birbirlerine gönderme yapmaktan büyük bir zevk alıyorlar. Ronaldo’nun Marsilya’ya attığı müthiş frikik golünü izledik Salı gecesi, sadece Benjamin’e özgü sandığımız akula vuruşunun bir klonunu yaptı 35 metre mesafeden; ertesi akşam bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle Barcelona’nın bayıltan %78 futboluna renk kattı, kendi kazandığı faulde bizlere Hagi’yi anımsatan yumuşaklık ve şevkatle okşadı topu.

Bu ikisinin futbola kattıkları, son iki senede pek çok antrenöre kitap yaktıran, transfer rekorlarını alt-üst ettiren o müthiş yetenekleriyle sınırlı değil, aslında. Ronaldo Man Utd formasını giymeden önce tanıyan yoktu, o transferden kısa bir süre sonra U21 maçında bizim çocuklara karşı izlemiştim, çelimsizdi, bireyseldi, etkisizdi tüm yeteneğine rağmen. Yine de dünyanın en iyi futbolcularından biri olabileceğini anlatan bir yumuşaklık vardı bazı hareketlerinde, hedefe doğru giden hareketi yapmayı öğreten Sir Alex kadar, bıkmak usanmak bilmeden çalışan Ronaldo’nun da payını es geçmemek lazım bu gelişimde. Elde ettiği onca başarıya, attığı onlarca unutulmaz gole, futboluna eklediği saymakla azalmayacak boyutlara rağmen, 2008 finalindeki aciz Man Utd görüntüsü onu yeni bir hamleye itti.

Şöhrete, ilgiye, paraya, kadınlara –kısacası ilkel benlik altına gizlenmiş tüm kibir ve hırs yansımalarına duyduğu açlık kimseyle kıyaslanmayacak boyuttaydı, bunlara ulaşmak için antremanda yaptıkları yetmiyordu; çünkü onu hep United çıtasının altında tutmaya çalışan Sir’ün şevkatli kollarında teslim olmuştu en büyük rakibi ve çıtasına, Messi’ye. Bir önceki sezon da Real Madrid’e gitmek istemişti ama artık gitmek ‘zorundaydı’, çünkü Messi ile göğüs göğüs çarpışabileceği tek yer orasıydı, sadece Messi’yi değil, onun üzerindeki formanın ve etrafındaki manganın yıkılmaz görünen hakimiyetini de delmek ve böyle anılmak istiyordu: Barça’ya karşı Real’in onurunu kurtaran adam.

Barcelona – Real Madrid, mes que un derby… Mes que un teatro hatta, kimileri için daha da fazlası. Şu anda Messi ve Ronaldo için çok daha fazlasını ifade ettiği kesin. Bu göndermelerden daha çok izlemek umuduyla…

2009 FIFA Puskas Yılın Golü

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Fifa, 2008 – 2009 sezonunun en iyi 10 golünü belirlemiş, en iyiyi seçmek için anket devam ediyor. Oyunuzu bu sayfadan verbilirsiniz. Benim oyum, Bnei Yahuda’nın genç forveti Eliran Atar’ın Maccabi Netanya’ya karşı, rövaşata nasıl atılır dersini verdiği muhteşem gol. Atar, soyadını haklı çıkarır şekilde sezonu İsrail’de gol kralı olarak kapadı. (Ha oyumu verdim ama benim için 2008 – 2009′un golü Semih’in Hırvatistan’a attığı goldür, sezona dahil sayılır mı bilmem ama.)
Listede yine korkunç goller var, hepimizin hatırlayacağı. Cristiano Ronaldo’nun Porto’ya, Grafite’nin Bayern’e, Nilmar’ın Corinthians’a, Mphela’nın İspanya’ya ya da aynı maç içinde Essien ve Iniesta’nın karşılıklı attığı mükemmel goller gibi.

Tabi söz konusu liste hazırlamak olunca, eleştiri kaçınılmaz. Ben de kendimce ilk bakışta göremediğim veya youtube’da biraz gezinince hatırladığım birçok muhteşem golün listedışı kaldığını ve en iyi golü seçmenin gereksiz bir iş olduğunu gördüm. Onun yerine Fifa, atıyorum, en güzel 50 golü seçse her yıl ve bir dvd yapsa, görüntülerin arasında golü atanların veya yiyenlerin kısaca yorumları veya esprileri olsa, gelirleri de mesela Afrika’daki çocuklara top, pabuç falan olarak aktarılsa para vermez misiniz? Ben veririm.

Mesela listede Atar’ın gelişine vurduğu muhteşem bir rövaşata varken, Adebayor’un Villareal’e deplasmanda attığı rövaşata gol biraz hafif kalmış. Futbol tanrıları, beni affedin, rövaşata beğenmemezlik yapmıyorum ama Atar’ın golü de çıtayı çok yükseltiyor yahu.

Ibrahimovic’in geçen sezon, Bologna’ya attığı akrobatik karatecimsi golü mesela gözler arıyor veya Atalanta’ya attığı topuk golü mesela? Molto beeene.

Juninho’nun Barcelona’ya sol korner direğine yakın mesafeden attığı frikik golü unutabilen var mı? Ya da aynı maçın rövanşında, Nou Camp’ta Messi’nin 3-4 Lyon’luyu geçip, sonra çok sade olmasın bir de verkaça gireyim dediği gole ne dersiniz? Belki de Barcelona’nın, Bayern Münih’i sahadan sildiği eşleşmede, deplasmanda 100 pasla gelip, Bayern’in ceza sahası içinde 4 pas yapıp Keita’yla bulduğu gole ne demeli?

Geçen sezonun başında van der Vaart’ın Gijon’a attığı topuk golünü hatırlıyor musunuz?

Alkmaar’lı Dembele’nin veya Mönchengladbach’lı Baumjohann’ın rakipteki herkesi çalımlayarak attıkları golleri de izlemenizi tavsiye ederim.

Brondby’li Peter Madsen’in önce kaleci ve defans oyuncusunu yatırdığı, sonra da rabona’yla topu filelere yolladığı golü de henüz izlemeyenler, bir göz atsın ve uygun tepkiyi versin.

Şu linkteki videodan da geride bıraktığımız sezonun birçok enfes golüne bakabilirsiniz.

Ne dedi?

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

“Öte yandan FIFA Konfederasyon Kupası’nda bugün ev sahibi Güney Afrika ile üçüncülük maçına çıkacak İspanya Milli Takımı’nda bulunan Güiza, basın toplantısında, Michael Jackson’un ölümüyle ilgili de görüş bildirdi. Jackson’un ölümünden dolayı üzüldüğünü, ancak sanatçının büyük bir hayranı olmadığını söyleyen golcü, “Ben Flamenkocuyum” dedi.”

Kimin yalancısıyız? : Milliyet Spor

Stoke City – Wigan Athletic

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Bu maç uğruna blog entry’si girmeye değecek bir maç mı diye kendi kendinize sorabilirsiniz. Ben de sordum. Ama enteresan şeyler oldu hakikaten. Internetten açtım maçı bakayım diye biraz Tuncay oynuyor haberini aldıktan sonra. İyi de oynuyordu baya, hatta Stoke formasıyla ilk golünü atması da fazla sürmedi. 3-4 pozisyonda daha gole yaklaştı buna ek olarak.

Ama asıl olay aşağıda linkini görebileceğiniz gol. Maça Tayshaun kardeşimle beraber alt oynamışken, ortasahadan gelen bir golle pick’in yatmasının şokunu üzerimden atamadım uzun bir süre.

Bunla da sınırlı kalmadı maçtaki enteresan olaylar dizisi. Sonlara doğru Wigan’ın kazandığı penaltı atışını kurtaran Sorensen’in son 6 penaltıdan 5′ini kurtardığını biliyor muydunuz?

Ümit Karan’ın imza töreni

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Kalbi olanlar izlemesin. Eskişehirspor Ümit Karan’ı mı almış, Real Madrid Messi’yi mi almış, anlamadım. Otobüs muhabbetine ve başkanın ruh haline ekstra dikkat çekiyorum.



youtube link

Manchester City Ve Beraberlikler

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

7 maçlık beraberlik serisi nadir görülecek cinstenti. Aslında geçen hafta Lampard penaltıyı atsa, bu haftayla beraber seri 9′a çıkacaktı. Ve hafta içi de Tottenham deplasmanına çıkacaklar ki, beraberlik en olası sonuç gibi duruyor şu aşamada. Peki neden berabere kalıyor bu takım? Kasten mi yapıyorlar?

Oynadıkları ilk 6 maçtan 5′ini kazanınca heyecanlandırmışlardı herkesi. Tek mağlubiyet de Old Trafford’da son dakikada gelmişti. Futbol çok iyi değildi belki ama ekeftif oynuyorlardı, sonuca gidiyorlardı. Mark Hughes ile çok başarılı olamayacağını düşündüğüm bu kadro benim de kafamı karıştırmıştı. Hiç adalı bir hocanın stiline benzemiyordu. Uluslararası futbola kendini çok önce adapte etmeyi başarmış Alex Ferguson dışındaki tüm adalı hocalar, belli geleneklerden vazgeçmezler ve biraz geri kafalılardır aslında. Martin O’Neill belki ayrılabilir biraz farklı özellikleriyle. Mark Hughes’ün futbolculuk kariyeri iyi bir hoca olacağı ipuçlarını verse de, toplama bir takımı başarıya götürebilecek bir tarza sahip olduğunu düşünmedim hiçbir zaman. Ha bir David O’Leary vardı, ne oldu ona?

Başarısız olduğunu iddia etmiyorum Hughes’ün. Manchester United dışında onları yenebilen hâlâ yok. Buna kupa da dahil. Kendi evlerinde iki kez Arsenal’i, bir kez Chelsea’yi devirdiler. İlk 4 yarışının içindeler. Beraberlikler zinciri esnasında çok fazla sakat oyuncuları vardı. Robinho henüz yeni yeni oynamaya başlıyor, Tevez-Adebayor çok az beraber oynadı ve daha bunun gibi bir sürü mazeretleri var. Ancak bazı problemler olduğu da kesin. Bir takım 9 maçın 8′ini berabere bitiriyorsa ve bu süreçte kazandığı maç hariç diğer tüm maçlara favori çıkmış ise oynadıkları futbolda sorgulanması gereken bazı hususlar olsa gerek.

İki adet kapı gibi stoper aldılar ve rakiplerine pozisyon vermeden başladılar lige. Ancak gol yemeden tamamladıkları ilk üç maçın ardından 0-0 biten bir Birmingham maçı hariç oynadıkları tüm maçlarda en az 1 golü kalelerinde gördüler. Yani gol yemeye başladıklarından itibaren çözüldüler ve bir türlü defanslarını toparlayamıyorlar. Biraz da kendine güven işidir bu. Gol yemeyeceğine inanarak maça çıkmak birçok şeyi kolaylaşyırır. Benitez’in Liverpool’u dönem dönem bunu başarmıştı geçmişte. Mourinho’nun Chelsea’sinde de o kendine güven vardı. Manchester City kontrollü futbol oynamaya çalışıyor ama bir gol yedikleri anda oyun disiplini kalmıyor ortada ve Mark Hughes takım üzerindeki kontrolünü kaybediyor. Kafasındaki şeyleri az çok anlayabiliyorum ve doğru futbolu oynatmaya çalıştığını da görebiliyorum, ancak yönetilmesi zor bir oyuncu topluluğuyla beraber olduğunu unutmamak lazım.

Beraberlik serisindeki birçok maçı öne geçmesine rağmen galip bitiremedi. 2-0 öne geçip farka giderlerken, üst üste yedikleri 2 golle Fulham’a puan kaptırmaları mesela. Ya da ligin en kötü deplasman takımlarından biri olan Hull karşısında 1-0 öne geçtikten sonra rahat sonuca gitmeleri gerekirken yine bir şekilde gol yemeyi başarmaları.

Yıldız oyuncuların yarattığı pozisyonlarla hücumda idare ediyorlar bir şekilde. Mourinho’nun Chelsea’sinin sezona hep 1-0′larla başladığını hatırlarsınız. İşin hücum yönü için bir 10 maç beklemekte sakınca görmezdi. Öncelikle tüm takıma savunma bilincini oturtup, herkesin ne yapması gerektiğini bildiğinden emin olduktan sonra daha açık oynamaya, rakibin daha çok üzerine gitmeye başlardı. Hughes de bu yol üzerinde gidiyor sanmıştık ki, biraz da şaşalı Arsenal galibiyetinin gazıyla erken açıldı ve hafiften şapa oturdu. Takım kimyası ne durumda, çok bir fikrim yok ancak bu kadar üst düzey hücum oyuncularına sahip bir takımda Bellamy’nin bu kadar dakika bulması benim garibime gidiyor. Büyük paralar ödenerek alınan Santa Cruz pek süre alamazken hem de.

Bence yol yakınken gönderilmesi gerekiyor Hughes’ün. Antrenör değişikliğini seven biri değilim, hele sezon ortasında yapılan değişikliklere uyuz olurum çoğunlukla. Ama baştan yapılan seçim bir hataydı ve şu anda kaybedilmiş çok bir şey yokken, eğer kısa vadeli başarı istiyorlarsa, daha üst düzey bir hocayla çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Mesela bu modelde daha önce denenmiş ve başarıyla ulaşmış Mourinho ikna edilebilir kesenin ağzını açarak.

Bu kadronun, özellikle Liverpool bu kadar kötü giderken, ilk 4 dışında kalması bence kabul edilebilir bir durum değil. Sezona Jose’yle başlasalar ciddi bir şampiyonluk adayı olmazlar mıydı? Tren kaçmış değil hâlen.

Yapma Tolgahan…

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Bugün spor haberlerine göz gezdirenler, Adanaspor kalecisinin kazandıkları maç sonrası mikrofonu eline alıp sevgilisine yaptığı evlilik teklifini izlemişlerdir. Enteresan bir hareket olmakla birlikte (Lehmann’ın sahaya işemesinden iyidir elbette) bir facianın da eşiğinden dönmüş Tolgahan kardeşimiz;

Fotoğrafta gördüğünüz üzere, maç ve teklif sonrası çifte kumruların soluğu muhallebiciye kadar yetmemiş olsa gerek, stat dışındaki tatlıcıda mola vermişler. Yalnız tatlının kendisi biraz sakat, Zürafa Sk. tatlısı diye bilinir bunun yuvarlağı.

(foto: milliyet.com)

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.