Anlamamak

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Özür dilemek erdemli bir iştir, özür dilemeyi başarabilenler hatalarını kabul etmeyi de başaran ve kendiyle barışık, karşısındakine saygılı insanlardır. Ancak bazı durumlarda susmak çok daha büyük bir erdem. Şöyle bir özür sonrası insan af mı eder, nefret mi eder? Yorumu okuyana bırakıyorum.

Shaq, Cavs’de

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Ben Wallace + Sasha Pavlovic, bu geceki draft’ta 46. pick ve 500.000$ nakit para. Suns’ın biraz daha para kurtarmak istediği belli, hele ki Ben Wallace emekli olursa şukela olur. Cavs’in amacı belli. Onaylansın, detaylar ve yorumlarla geliriz.

basketi değil traşı bırak ayvi

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


bildiğimiz şımarık cazgır halinin sevimli kırışıklıkları arasına saklı melodramatik velet ortaya çıkmış ve o veda mesajıyla kendisine düşleyebildiği gibi bir cenaze töreni dillendirmiş. şu güne dair hesaba katmadığı; halen canlı hattâ peksklemediği yaşına göre çakı gibi olduğu… sonraki günlere dair de, kendiyle meşgul akılcığına gelmemiş olan bir gerçek var: basketbol oynamadan duramayacağı. bu kadar senede gösterdiği, yapabildiği en iyi işin basketbol oynamak olduğu. tavşan gibi üremeyi ve pleysteyşın oynamayı işten saymazsak, tek de denebilir. meziyetleri arasında kelimeleri özenle birleştirmek yok; (konuşa)bildiği dilde hazırlanmamış üstelik her cümlesi ayrı çeşit palavra ve klişeden ibaret veda metnini müsâmere provasındaki bir haylazın şiir okuması gibi mırıldanırken, ayvi sanki revaçtaki pembediziye konuk oyuncu gitmiş de tevede rol kesiyormuş gibi seyrettim. gözler doldu filan… aman ne trajedi. vircinya lisesi tiyatro kolu: ayvırsın eez hamlet…

-teşekkürler azizler, börd cordın kerim ve adını aklımda tutabilemediklerim -evet ya ben de onlardan biriyim. yaptım elimden geleni, ilâhlar daha durayım istemedi. haydi ben ölüyorum hakkınızı helâl edin. ha bir de ribaka teşekkürler. bi de ıııı, neydi lan, hıh soniyle kentakifraytçikın. ve hemptındaki barnimarketten ceysın dayı; üstümde çok emeği vardır. neyse uzatmayayım, artık basket bana haram. sesleriniz ebediyen böğrümde yankılanacak, kokunuzu hatırladıkça tadınız genzime gelecek. hastalavista. (org greytıstlavofol çalmaya başlar, rihanna şarkıya girer, perde iner – üstünde starbaks reklamı vardır. şekspir in şok! dağılın.)

belki gelecekte bir gün basketbola gerçek vedasını kendi kelimeleriyle eder. o zamana kadar da biyerlerde belki avrupa’da basketbol oynar herhalde. okyanusun bu tarafında kaprisleri birkaç sene hoşgörülecek kadar efsanevî bir şöhrete sahip. yiyip bitirecek tek o kaldı zaten. hem karıya çoluğa çocuğa çeteye yeni teveye para lâzım. yunanistan? italya, ispanya? rusya? fener?!. ihehe. ne, siksırs mı ilgileniyormuş? al sana! aklıma takıldı; şimdi bu herif diyelim üç gün sonra bir takımla anlaşıp oynamaya başladığında, bu bir kambek olarak mı değerlendirilecek?

olen ayvırsın, bizamannar ceymsdin gibiydin, ölmedin.

Incoming search terms for the article:

50 Cent Gençlerbirliği

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Brandon Jennings renkli herif. Genelde draft gecesi çaylaklarda gördüğümüz, dersleri en önde takip eden, saygılı, kız verilecek imajla zerre alakası yok. Daha çok gangsta dedikleri tiplere benzeyen, çenesi düşük bir fırlama. Daha önce bir workout sonrası Rubio’nun overrated olduğunu söyleyip, mesaiye erken girmişti. Sonra draft’taki bombası geldi, 10. sıradan Milwaukee onu seçtiğinde, Jennings’in MSG’da olmadığı söylendi. Paşa, garanti alamadığı için gelmemişti. Seçildikten sonra apar topar geldi ve 3-4 sıra gecikmeli de olsa şapkasını takıp, röportajını verdi. Gördüğünüz gibi biraz mallık var. IRsi olabilir, keza Jennings, potansiyeli yüksek olarak gösterilmesine rağmen kolej kariyeri sırasında bir hırsızlık olayına karışan ve lige geldiğinden beri top oynamayan Marcus Williams’ın kuzeni. Ayrıvca jennings’in liseden sonra kolej yerine Avrupa’ya gelmesinin asılk sebebi, Arizona’ya girebilmesi için gereken sınavı defalarca verememesi. Kendi dediği gibi bir tercih meselesi değil yani tam olarak.

Mallıkların gerisi de gelir derken, bir insider daha geldi Jennings hakkında. Jennings, NY’lu rap’çi Joe Budden ile (ne ara oldular bilmiyorum, bu adamların kankalık evresi oldukça hızlı, Hakan Altun ve Beşiktaş’lı futbolcular gibi diyelim.) takılıyor. Budden’ın da, bu aralar ABD’deki birçok ünlünün olduğu gibi, online video, mesajlaşma, twitter vs merağı var. Draft’tan sonra bu stream’lerden birinde, Jennings’le olan telefon konuşması yayınlanmış, tabi kısa bir süre sonra internetten kaldırılmış video ama konuşmanın dökümü var. Aşağıya paste ediyorum, 468 kez “n word” lafı geçen konuşmayı.

Milwaukee’de geçireceği gelecek sezon için…

Budden: You better worry about Ramon Sessions, diggin’ in your a**, pause.
Jennings: He’s not going to be here. [inaudible] That money is going to Charlie.
Budden: N****, Ramon Sessions is gonna be there.
Jennings: I doubt it.
Budden: They ain’t go no other guards.
Jennings: Ridnour.
Budden: N****, get that bum-a** n**** outta here.
Jennings: He’s going to be a backup.
Budden: To who?
Jennings: To who? Who else n****?

Draft gecesi için…

Budden: Who was hatin’ on you?
Jennings: Jay Bilas.
Budden: What happened? You ran in the draft late or some dumb s*** like a loser?
Jennings: No, I was at the hotel. This is what happened right. My agent is like “Well, we ain’t hear nothing .We ain’t have no guarantee.” So we makin’ phone calls and s*** and n***** is saying like “The workouts is great and everything and he’s the best point guard but we don’t know yet, we just don’t know.”
Budden: They didn’t say that about Rick Rubio, number one, and number two they didn’t say you the best point guard. They said your jump shot is shaky, you got some potential, but your work ethic is bull****. You averaged 3 points.
Jennings: You’re a liar. I know you’re lying now.
Budden: I’m just telling you what they said.
Jennings: That ain’t nothing but a college person.
Budden: Just tell me what happened. You end up running in the draft? I tunred it off after that. Jennings: No, n****, I came out there and made my appearance n**** and I had the best appearance out of all them n******. And I was the best dressed, they said, by the way. I was the best dressed.

Gelecek sezon ilk 5 olup, olmayacağı hakkında…

Budden: You think you gonna start for real though?
Jennings: I don’t know, actually, I really don’t know.
Budden: I heard that n**** Scott Skiles is an a**h***.
Jennings: That n**** tough, that n**** tough though. There must be a reason he liked me. There must be a reason.

Rubio ve Knicks hakkında…

Budden: Let me know when Minnesota get there. So I can watch Rubio light your f****** a** up. I never seen a n**** hate on Rubio so much.
Jennings: [inaudible]
Budden: You know what’s funny? You’re the only guard in the draft talking s*** about Rubio.
Jennings: The other n***** are scared.
Budden: What are you going to do when Rubio comes to the Knicks?
Jennings: Rubio is not coming, they are not giving up Rubio. You got Jordan Hill, you happy with that?
Budden: I don’t really know enough about Jordan Hill to be happy … I’m happy with Toney Douglas.
Jennings: I know they were booing this n****.
Budden: What does that mean? They boo everybody n****.
Jennings: If it was Stpehen Curry, them n***** would’ve went crazy in there.
Budden: Shut the f*** up, you don’t even know nothing about New York basketball.
Jennings: F*** the Knicks, them n***** skipped out on me.
Budden: Oh man, you feel to the Knicks like I do about Jay-Z? [Laughs] Yo, the Knicks is your Jay-Z?
Jennings: F*** the Knicks, them n***** is always going to be weak.
Budden: This is where I f****** hang up on your f****** ass for talking stupid.
Jennings: Duhon ain’t gonna get it done.

Tabi bu kayıtın Jennings’e ait olup olmadığı kesin değil, yalanlama gelir muhtemelen. Ya da Batuhan Karadeniz gibi havuzda bir röportaj verir gülerek, önüne geçemedik o olayın diye kıkırdar. Herkese hayırlı olsun, NBA bir dallama daha kazandı.

Looking for Eric

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Geçen gün FM10 çılgınlığını tecrübe ederken, futbol filmleri koyalım dedik bir yandan. Looking for Eric’le başladık, Damned United ile devam ettik. Bay A sağolsun, transfer borsasına Jet Fadıl girişi yaptı da Looking for Eric’i yarım yamalak da olsa izleyebildim. Normalde Ken Loach filmlerini uzaktan takip etmeye imtina ederim, “ulan Ken Loach yeni film çekmiş, indirip izlemek lazım” diyenlerden değilimdir. Filmlerini genelde çok sert ve yoğun bulurum, sinema değil de başka bir janrı besler gibi gelir. Bazen çok kör gözüne parmak, Mahsun Kırmızıgül bulurum, karakterler çölde dolaşan kutup hayvanı misali olmadık işlerle, arka arkaya karşılaşırlar. Daha gerçekçi senaryolar, ya da çıkarımlar üzerinden gittiği filmlerdeki dengesi ve tarzı ise bambaşkadır, onu özel yönetmenler arasına sokar. Dediğim gibi, özellikle son zamanlarda ve Cannes festivalinin de etkisiyle, sadece hedefe yönelik, fazla politik filmler yapıyordu Loach.

Loach’un en önemliği özelliği, sinema jargonunda “ordinary people” olarak yer alan, Türkçe’ye çevirdiğimizde sıradan insanlar diyerek sıradanlaştırdığımız kitleyi portrelemesi, alt metini onların üstüne bir güzel döşemesi ve basit konuları farklı açılardan göstermesidir. İnsan psikolojisini ve durumsal kaosları güzel yansıtır, alt metinle iyi ilişkilendirir. Eskiden tanıyormuş gibi konuştum ama bu böyle. Ken Loach’un filmini izleyen bir süre etkisinden çıkamaz. Ben aynı duyguyu yaşıyorum mesela şu anda, Eric Bishop’u atamıyorum kafamdan.

Filmin posterini aceto’da görmüştüm, onun yaklaşımı üzerine futbol temalı bir alt metinin geleceği belliydi. Daha doğrusu, Eric Cantona üzerinden giden bir kitle futbol filmi bekliyordum, Cantona müthiş bir malzemeydi böyle bir açı için ve üzerine de henüz film yapılmamıştı. Daha ne olsundu? Loach ise bana göre harika bir çalım atmış -Cantona daha iyisini atmıştır gerçi- ve Cantona’yı alt metin haline getirmiş. Maradona belgeselini izleyenler bilir, Kusturica da bu tip bir yol izlemiştir Maradona’yı anlatmak için. Onun hayatını, futbolunu ya da yaşam tarzını anlatmak ve övmek yerine, o hayatı Maradona ile bir süreliğine de olsa yaşamış, Maradona’nın hayatına girerek almıştır almak istediğini. Bu sefer, Eric Cantona, Eric Bishop’un hayatına giriyor ve onun üzerinden kendisini anlatıyor bizlere.

116 dakikalık filmin ilk çeyreğinde Eric Bishop’u tanıyoruz. Bu paragraf ve sonrasında kabaca spoiler bulunabilir, o sebeple izlememiş olanlar geçsin ama isteyenler de kalsın, öyle filmden alacağınız zevki azaltan bir cümle yazmayacağım. Eric Bishop tabiri caizse paspas olmuş, dibe vurmuş bir abimizdir. İlk karısıyla görüşmemektedir, ondan olan kızı henüz öğrenci olmasına rağmen annedir. İkinci karısı hapse girmiştir ve çıktıktan sonra da Eric’i aramamıştır; sonuçta Eric iki üvey oğlanla bir evde bulmuştur kendisini. Bu iki çocuk da ne birbirlerine, ne Eric’ e saygı göstermemektedirler, hatta büyük ve beyaz olan (kötü bir tabir oldu) bir gangsterin peşine takılmıştır, eve saçma emanetler ve arkadaşlar getirmektedir, Eric ne kadar uğraşsa da saydam bir cam gibi görülmemekte ve fakat bazen mecburen dikkate alınmaktadır. Bu durum onu intihar teşebbüsüne kadar götürür, tam bu sırada Cantona’nın hayaliyle karşılaşır ve burada Bishop’un geçmişini öğrenmeye başlarız.

Man Utd taraftarlığı, karısıyla tanışması gibi anılar kızının çocuğunu ona emanet etmesi ve bu işin yürümesi için ilk karısı Lily ile görüşmek zorunda kalması paralel ilerler. Eric traş olmaya, normal bir insan gibi takılmaya ve çocuklarına varlığını hissettirmeye başlamıştır Cantona ile beraber. Filme büyük üvey oğlanla dahil olan silah, boyutu iyice değiştirir ve Ken Loach’a özgü polis baskın sahnesi ve tek planlık silah konuşmasına vesile olur. Sonrası? Sonrası iyi işte. Orasını da anlatmayayım, kendi anladığımı yazayım.

Cantona’nın yeteneği ona ilgi getirmiştir. Ama Cantona, sevgiyi yaptıklarıyla yaratmıştır. Aslında futbol hayatı boyunca sahada ve saha dışında yaptıklarıyla, futbolcu olarak değil, Eric olarak taraftarın ve sevenlerinin hafızasına kazınmak istemiştir. Çoğu futbolcunun, Zidane’ın bile böyle bir derdi yoktu yaptıkları açıklamalara göre. Cantona ise hiç açıklama yapmadı. Bir şekilde anlatmak istediklerine kendini anlattığını, diğerlerine de zamanı gelince anlatacağını biliyordu. Bishop’a da film boyunca bunu anlatıyor ve farklı düzlemde de olsalar, aynı eksende hayatlarını döndürdüklerini, kilit noktalarda daha cesur olduğunu yansıtıyor. Film, hem Cantona’nın yaratıcı ruhu, hem de Loach’un açılımlı anlatım dili için çok iyi bir saha olmuş.

Filmde futbol görüntüleri de Bishop’un hayalgücüne takılanlarla sınırlı. İlginçtir, Cantona bunların büyük bir kısmını hatırlamıyor.

Incoming search terms for the article:

Emmanuel Mbola & Zambiya

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Zambiya – Tunus maçından önce kadroları incelerken dikkatimi çekti, Zambiya kadrosundaki bu 16 yaşındaki sol bek.

Muhtemelen kupanın en genç oyuncusu Mbola. Biraz araştırınca çocuğun zaten daha önce 11 kez milli olduğunu öğrendim. Avrupa’da olunca etkileyici oluyor ama Afrika’da (sadece Afrika mı, Türkiye de farklı değil, Türkiye’deki bütün lisanslı basketbolculara gizli bir anket yapılsa, sonuçlar sizi şaşırtır emin olun.) malesef yaş küçültme durumları oldukça yaygın. Ama olsun, kanıtlanana kadar herkes suçsuzdur diyip, Mbola’ya geri dönelim.

Ülkesinde 15 yaşında Mining Rangers’ta oynarken, genç Fransız hoca Herve Renard tarafından milli takıma çağrılmış. Eleme maçlarında oynayan Mbola, Renard’ı haklı çıkarmış ve yazın oynanan Ruanda maçında galibiyet golünün asistini yapmış. 1-0 biten maçta, çalımlarla rakip ceza sahasında düşürülene kadar uzun bir dripling yaparak, gole çevrilemeyen bir de penaltı yaptıran Mbola, maçın oyuncusu seçilmiş. Finlandiya’dan Inter Turku oyuncuyu almak istemiş ama Finlandiya’da 18 yaş altında yabancı oyuncularla ilgili bir kısıtlama nedeniyle transfer yatmış ve Ermenistan şampiyonu Pyunik’e gitmiş. Yazılanlara göre Pyunik’te oldukça iyi gidiyormuş ve arka bahçelerindeki bu genç yeteneği farketmiş CSKA ve Spartak.

Bu akşam Tunus’la açıyor turnuvayı Zambiya. Bu yetenekli olduğu söylenen genç sol bek’i umarım oynatır Renard ve neyin ne olduğunu anlarız. Umarım kazanırlar da, tam 17 yıl geçti Gabon’la oynayacakları Dünya Kupası eleme maçından önce Zambiya uçağının düştüğü ve bütün oyuncularını kaybettikleri kazadan beri.

Gershon mu, hakemler mi?

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


NBA’de halihazırda devam eden hazırlık maçlarını, ingilizcesi “replacement referees” olan, Türkçemize “idareten hakemler” olarak çevirebileceğimiz bir grup idare ediyor. Bu olayın sebebi, NBA’de maç yöneten yaklaşık 60 hakemin sözleşmelerinin bu sezon başında bitmesi, yeniden anlaşma için ortada bulunan ufak bir pürüzün giderilmesi yerine toplantıyı iptal edip yeni bir toplantı için de tarih ayarlamayan NBA yönetimi ve David Stern.

Halledilemeyen pürüz, her ne kadar ne kadar önemli bir detay olduğunu kestiremesem de, hakemlerin NBA ile yaptıkları toplu anlaşmanın bütçesinden yapılmak istenen indirimler arasında 700.000 $’lık bir fark bulunması. Bu sebeple, hakemler sendikası da 1999′da oyuncuların uyguladığına benzer bir lokavt uyguluyorlar.

İdareten hakemler hakkında oyunculardan koçlara, GM’lerden ligin eskilerine kadar herkes yorum yaptı, genelde de olumsuz fikirler belirtildi. Stern için ne yazık ki, belki de tercih etmeyeceği bir maç ve ortamda mevzubahis idaretenlerin ilk vukuatı cereyan etti.

Madison Square Garden’da NY Knicks ile Maccabi maç yapıyorlardı. Hazırlık maçından daha çok önem arz ediyordu mücadele, gelirler Migdal Ohr adında bir yetimhaneye bağışlanacaktı ve Migdal Ohr, İsrail’deki sayısız muhtaç çocuğa yardım elini uzatmış dünyanın en büyük yetimhanesiydi.

David Stern’ün yahudi olduğunu, hatta sporda gelmiş geçmiş en başarılı yahudilerden biri olduğunu, hatta ve hatta ailesinin bir çok üyesini İkinci Dünya savaşında kaybeden dinine bağlı bir yahudi olduğunu biliyoruz. Görüşlerini çok fazla etkilemeyecektir, ancak Gershon’un arka arkaya iki manasız teknik faul almasını -hatta bir tanesi lehlerine verilen bir kararda- ve atılması gerekirken 8 dakika boyunca sahayı terk etmemekte diretmesini, onu iknâ etmek için sahaya bir hahamın inmesini görmek çok da hoşuna gitmemiştir diye tahmin ediyorum. Belki yeni uygulamayı sorgulamak için bir fırsat olarak görür bu olayı.

Aşağıda bu yaz takip edebildiğim kadarıyla derlediğim, Stern’ün çiftlik ağası modelinde aldığı ve uygulamaya koyacağı bazı kararlar hakkında bilgi alabilirsiniz:

“Biraz daha yürüsen eve gidiceksin” kuralı olarak da bilinen pivot ayağı kuralı esnetildi:
- NBA to alter traveling rules
- Lebron James pleased to hear NBA is reconsidering rules on traveling

“Bench’teki oyuncu münakaşa sırasında sahaya giremez” kuralının esnekliğiyle hâlihazırda bir serimizin içine eden Stern, kenardaki oyuncuları bileklerinden prangalamaya kadar gidecek gibi:
- NBA tells players to take a seat

Oyuncuların saha içindeki davranışlarından saha dışındaki görünüşlerine el atan Stern (a.k.a. dress code), son olarak da cep telefonlarını karıştırma hakkını kendisinde buldu:
- New NBA rule prohibits in-game Twitter use

Spor Skandalları #7: Ankaravoltranı

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Bu konu hakkında çok kafa yormadım, yoranları da çok takip etmedim. Sadece sokakta yürüyen normal bir vatandaş olarak bazı sorulara cevap arıyorum şu aşamada. Sorduğum soru da, geçtiğimiz günlerde Adnan Polat’ın yaptığı açıklamaya paralel: Madem kaputu açtın, aküyü niye çaldın?

Ben hukukun üstünlüğüne inanan birisiyim. Alınan kararlarda genel hukuk ilkesinden hareket edilmesinden yanayım. Bazı kararları anlayamıyorum. Burada eğer böyle bir suç varsa, böyle bir ceza gerekiyorsa o zaman iki kulübün birlikte küme düşmesi gerekirdi.

Biraz fikir jimnastiği yapmakta, düşünen adam olmakta fayda var. Burada mağdur kim? Kafasına göre başkan değiştiren, aile şirketi Ankaraspor mu? Yoksa kafasına göre başkanlık yaptığı klübü değiştiren Ahmet Gökçek ve buzdağının hem görünen hem de görünmeyen kısmı olan Melih Gökçek mi? Yoksa bu karambolde Ankaraspor’un kanını sivrisinek gibi emip dokuz oyuncuyu vakumlayan Ankaragücü mü? Jürgen Rober?

Bu işin bana göre bir açısı var, o da gayet ortada. Ankaraspor iyi ya da kötü ligin gediklilerinden biri olmuş, orta kalite bir kadroya sahip, istikrara uzak olmayan bir klüptü. Sezon öncesinde bu takımın en önemli ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci oyuncuları olan Çakır, Risp, Ediz ve Muhammet Hanifi Ankaragücü’ne giderken Özer Hurmacı’nın gölgesinde uyuduk. Halbuki ta o zamandan belliydi bu garipliğin cereyan edeceği. Daha sonra Ahmet Gökçek, yaşının da verdiği heyecanla, FM’de cheat yapan bir wanker edasıyla hemen koltuğunu değiştirdi. Halbuki bu transferlerle yetinip, Ankaraspor’un küme düşmesini bekleyip usülüne daha bi’ uyarak geçebilirdi yeni görevine.

Ancak, Ankaraspor elinde olmayan aile mevzuları ile paramparça olup, bir de ikinci lige sallandıysa, bu işin asıl kaynağı olan Ankaragücü ve Ahme(lih)t Gökçek de Türk futbolundan sonsuza kadar temizlenmeliydi. Sonra da soruyoruz, “futbolumuzdaki sorun”u. Sorundan başka ne var ki?

Konu hakkındaki fikirleri yorum kutucuğunda görmekten mutluluk duyacağım.

Neredeler #5 – Darvin Ham

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


İzlediğim dönemler içerisinde, Michael Curry ile birlikte, Pistons forması giyen en kötü oyuncuydu Darvin Ham. NBA toplamını göz önüne alırsam da ilk 5′e rahatlıkla girer. Kendim de dahil olmak üzere şut stili bu kadar çirkin bir adam görmedim. Serbest atış çizgisinde bu kadar kalas olabilen kısa forvet sayısı da dünya genelinde bir elin parmaklarını geçmez.

Darvin dayı -ona böyle hitap etmek beni biraz rahatlatır- Pistons’tan ayrıldıktan sonra -ki kendisinin bir adet NBA şampiyonluk yüzüğü bulunmaktadır- Filipinler’de basketbol macerasını sürdürmeye çalıştı (Gittiği takımda daha önceden, Türk basketbol seyircisinin “Kim bu yavşak?” başlığıyla tanıdığı Richie Frahm da yer alıyordu) Ancak orada “bile” başarılı olamayıp geri döndü. Daha sonra NDBL’e geçti. NDBL’e geçtikten sonra izini kaybettiğim Darvin dayı, NDBL’de takas olduğunu öğrenmemi sağlayarak (ne gerek varsa?) tekrar şaşırttı. Bununla yetinmeyip, kendisini gönderen takıma asistan coach olarak geri dönerek değişik bir travmaya sebep oldu.

Varsayıyorum ki, NBDL’de Albuquerque Thunderbirds taraftarısınız ve takımınıza Darvin Ham isminde, 34 yaşında, hakkında Türkiye’de bile yazılar çıkacak kadar kötü bir oyuncu geliyor. Üstelik bu adama bir dönem katlandıktan sonra başka bir takıma gönderiyorsunuz ama daha sonra asistan coach olarak geri dönüyor. Benim kalbim kaldırmazdı açıkçası.

Darvin Ham’in en meşhur olayı ise, eşiyle tartıştığı bir gece kafasına eşi tarafından şarap şişesiyle girişilmesidir. Yengeye madalya takacaklarına ev hapsi vs. verdiler.

Biraz da Erkekler

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Şu ana kadar hep kızlardan bahsettiysek, erkekleri ihmâl ettiysek biraz da doğru zamanı beklemekle ilgiliydi. Sıkı maçlar oldu erkeklerde ama asıl turnuva çeyrek finallerle birlikte başlayacak. Kadınların aksine çok fire vermedik şu ana kadar ve neredeyse tüm üst düzey tenisçiler son sekize yazdırdılar adını. Tezgahı bozan bir tek Cilic var ki Del Potro’yu mağlup etmesi çok da süpriz olmadı aslında. US Open sonrası fiziksel durumunu bir türlü toparlayamayan Del Potro ağrılarla sızılarla oynadığı 5 setlik maçları kaldıramadı ve Cilic’e elendi. Cilic patates bir tenisçi olmadığını zaten US Open’da Andy Murray’i boyarken göstermişti.

Eşleşmelere bakalım şöyle kısaca. Nadal-Murray albenisi en yüksek olanı kuşkusuz. Murray hâlen beklenen Grand Slam performansını sergilemiş değil ama oyunundaki gelişmeleri gözlemlemek mümkün. Her turnuvada bir noktaya kadar muhteşem oynayıp, sonra bir maçta bir anda mental çöküş yaşama klasiğini değiştirmek için iyi bir fırsat önünde. Daha agresif ve aynı zamanda daha kontrollü bir Murray gördüm şu ana dek Avustralya’dan. Nadal da sakatlık belirtisi göstermiyor ve kazanmak için burada olduğu kesin. Biraz sürpriz oynuyorum ve Murray diyorum bu eşleşme için.

Djokoviç’in rakibi yaklaşık 1 saat içinde belli olacak ve daha yakın görünen taraf Tsonga. İki sene önce finalde yenmişti Muhammed Ali’yi. Almagro gelse Joker’ın işi daha kolay olacak tabi ama Tsonga’nın stili de onu çok rahatsız etmeyecektir. Bir sürelik ufak düşüşten sonra kendini tekrar toparlayan Djokoviç’in bir kez daha Federer’in karşısına dikileceğini düşünüyorum. Djokoviç handikap kuponlarda bulunmalı.

Federer tahminini de araya sıkıştırmış olduk ama çok net bir tahmin değil bu. Hewitt’i yendiğini varsayıyorum ve Davydenko maçını düşünüyorum kafamda. Caner Eler’in anlatırken söylediği gibi sponsorlar ve medya tarafından pek ilgi gösterilmeyen, underrated kelimesinin sözlük karşılığı Davydenko, 2 hafta önce Doha’da yendiği Federer’i yine yenebilir mi, ona bakacak. “Ben her zaman kendi tenisime inanırım, ama tenisim bazen bana inanmaz” diyor. Fedon’un üst üste bilmem kaç seferdir Grand Slam yarı finaline çıktığını söylemeye gerek yok herhalde. Federer çifte şans diyorum.

Son eşleşmemiz Roddick-Cilic arasında. Del Potro’nun saf dışı kalmasıyla yolu hafiften açılan Roddick için çok önemli bir fırsat belki ama Ciliç karşısında ne yapacağını da pek kestiremiyorum. Roddick, son yıllarda göstermiş olduğu mental gelişimi bu tip maçlarda bir anda silip atabiliyor malum. Gönlüm Roddick’ten yana ama iddaa severler bu maçtan uzak dursun.

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.