Stoke City – Wigan Athletic

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Bu maç uğruna blog entry’si girmeye değecek bir maç mı diye kendi kendinize sorabilirsiniz. Ben de sordum. Ama enteresan şeyler oldu hakikaten. Internetten açtım maçı bakayım diye biraz Tuncay oynuyor haberini aldıktan sonra. İyi de oynuyordu baya, hatta Stoke formasıyla ilk golünü atması da fazla sürmedi. 3-4 pozisyonda daha gole yaklaştı buna ek olarak.

Ama asıl olay aşağıda linkini görebileceğiniz gol. Maça Tayshaun kardeşimle beraber alt oynamışken, ortasahadan gelen bir golle pick’in yatmasının şokunu üzerimden atamadım uzun bir süre.

Bunla da sınırlı kalmadı maçtaki enteresan olaylar dizisi. Sonlara doğru Wigan’ın kazandığı penaltı atışını kurtaran Sorensen’in son 6 penaltıdan 5′ini kurtardığını biliyor muydunuz?

Ntv nin yeni Footbol Sitesi Footbo.com

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Ntv www.footbo.com adında yeni bir siteye hayat verdi.Bu site sayesinde birçok futbol meraklısı ,birçok futbol izleyicisi futbolu daha yakından takip edecek.
Futbolda Dünya Kupası’ylada şu sıralar zaten bir yoğunluk ve heyecan yaşanıyor.Aynı zamanda futbolda bir çok fanatik bu siteylede birlikte interaktif paylaşımlarda bulunacaklar.footbo.com un ilerleyen günlerde ne kadar popüler olacağını hepimiz izleyip göreceğiz.

Incoming search terms for the article:

Sürpriz mi?

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Rubin gerçekten Inter’i grubun dışına itebilecek, Barcelona’dan 4 puan alabilecek bir takım mıydı? Dinamo ve Rubin’in iki ağır toptan toplam dokuz puan çalması bir sürpriz miydi, yoksa bu grup dengeli ve zor muydu?

Bana göre her ikisinden de biraz var. Rubin’in bu grupta iki maçını izledim. Biri Barcelona’ya, biri Dinamo Kiev’e karşıydı. İki maçın arasındaki en belirgin fark, Barcelona karşısında rakibin kazanma açlığından faydalanmaları, Kiev’e karşı ise kendi kazanma açlıkları içinde kaybolmalarıydı. Daha teknik açıklamak gerekirse, çok fazla çıkmayan bir defans kurguları var, Semak bu defansa olabildiğince yakın oynuyor ve her ne kadar savunma görevleri daha belirgin olsa da, hücum alanındaki Dominguez ve Gökdeniz/Boukharov ikilisine topları o taşıyor. Savunma yapmayı iyi biliyorlar ve Dominguez’in liderliğinde yakaladıkları boş alanları iyi kullanıyorlar. Normal şartlarda kullanması tercih edilen diziliş, en önde deplasmanlarda hızlı Gökdeniz’i, içeride ise boğa kuvvetindeki Boukharov’u konumlamak ve arkasına Dominguez ile bir köprü kurmaktır. Kurban hoca en öne Dominguez’i koyuyor ve Roma’nın 4-6-0’ı gibi olmasa da, oyunu yönlendiren oyuncunun en uçta olmasının esas olduğu bir hücum planı içinde. Semak’ın da zaman zaman defansın arasına sızıp oradan topu taşıdığını hesaba katarsak, uç noktalar arasındaki bağlantıların Rubin’in başarısında kilit rol oynadığını söylemek yanlış olmaz.

Bu takım içeride Barcelona’ya pozisyon vermezken, Dinamo Kiev’e karşı da pozisyon bulamadı. Bunun ilginç olmadığını düşünüyorum zira CL’de karakteriniz dışına çıktığınızda genelde başarısız olursunuz. Nitekim son haftada Inter deplasmanına çıktılar ve gruptan çıkmak için bu maçı kazanmak zorunda olduklarını duyduğumda kaybedeceklerini düşündüm. Inter de, Barcelona da iş başa düşünce kazandılar, hele Inter’in Kiev deplasmanındaki galibiyeti grubun gidişatı için bir mesaj niteliğindeydi, 85’te 1-0 mağlup olduklarını düşününce.


Kiev’in elde ettiği puanlar, Rubin’in aksine kadro kalitesinden kaynaklanıyordu. Forvette Ukrayna’nın şu andaki en iyi forveti Milevskiy ile birleşen Shevchenko. Orta sahanın ortasında defansif görevleri hayli yüksek olan Vukojevic ve Mykhalik, ki ikisi de top kullanma becerisine sahip. Defansta yine ayağına top uyan isimlerden Almeida ve Yussuf. Kanatlarda Magrao-Yarmolenko, beklerde eski orta sahalardan Eremenko ve Betao. Diano Kiev, bu kadroyu korumayı başardığı takdirde hem Shakhtar’ın hali hazırda çatırdamaya başlayan Güney Amerika egemenliğini bozar, hem de yakın bir gelecekte CL’de tur atlar.

Barcelona’ya çok fazla dokunmak istemiyorum. Ne kadar iyi bir takım olduğunu biliyoruz ve kimle oynarlarsa, ne kadar sertlik görürlerse görsünler, kendi iyi oldukları şeyleri yapmayı başarabiliyorlar, olmadı Messi Kiev maçındaki gibi ortaya giriyor ve oradan çözüyorlar işi. Ekstradan dayatılan kupalar sonucunda lige de, CL’ye de yavaş girdikleri ortada ama Inter galibiyeti bu turda onlar için referans alınacak maçtır.


Inter’in de alması gereken çok yol olduğunu ve Mourinho’nun elinde istediği gibi şekillendirebileceği bir kadro olmadığını düşünüyorum. Mücadele gücü, orta saha baskısı gibi öğeler Stankovic dışında pek yok. Forvette Milito, Eto’nun da verimini azaltan bir yavaşlıkta. Daha fazla Balotelli görmeliyiz gibime geliyor ama Mourinho ondan daha iyi bir bitirici olan Milito’yu tercih ediyor, orta sahasına uyumlu bir forvet hattı yaratmak için. Tahmin ediyorum ki, Mourinho bütün bilgisini ve hünerini Chelsea serisinde gösterecek ve geçemediği takdirde Inter’den ayrılacaktır. Çünkü bu kadronun günümüz temposuna uymak için değiştirmesi gereken çok parça var.

Serbest çağrışım

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Oğuz, temiz kalpli, genç, üniversite mezunu ve işsiz bir delikanlıdır. Üç yıldır birlikte olduğu Naz ile evlenmeye karar verir. Ancak Naz’ın babası Cemal Bey, saplantılı bir biçimde kızını milli formayı giyen birisine vermeye and içmiştir. Çaresizlik içinde kalan Oğuz, sporcu olmanın yollarını aramaya başlar, başarısız denemelerin ardından tam umudunu yitirmeye başladığı anda televizyonda hiç bilmediği bir spor dalı görür; “curling”. Oğuz ve çocukluk arkadaşları curling takımı kurarak kimsenin bilmediği bu spor ile kolay yoldan Milli Sporcu olmaya karar verirler.

Gideyim de bir Cool Runnings izleyeyim.

Pilates olmak

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Sacramento Kings oyuncusu Francisco Garcia’nın bileğinden sakatlandığını ve yaklaşık dört ay sahalardan uzak kalacağını duyanlar vardır. Peki neden sakatlandığını bilen? Sebep fotodaki egzersiz toplarından birinin, tam altındayken patlaması ve Garcia’nın kendi bileği üzerine düşmesi. Bu olay üzerine Sacramento Kings mevzubahis topların kullanımını yasaklamış, diğer 29 takıma da bu konuda bir uyarı göndermişler. Sütten ağzı yanan yoğurdu hakikaten de üfleyerek yiyor.

Emmanuel Mbola & Zambiya

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin
Zambiya – Tunus maçından önce kadroları incelerken dikkatimi çekti, Zambiya kadrosundaki bu 16 yaşındaki sol bek.

Muhtemelen kupanın en genç oyuncusu Mbola. Biraz araştırınca çocuğun zaten daha önce 11 kez milli olduğunu öğrendim. Avrupa’da olunca etkileyici oluyor ama Afrika’da (sadece Afrika mı, Türkiye de farklı değil, Türkiye’deki bütün lisanslı basketbolculara gizli bir anket yapılsa, sonuçlar sizi şaşırtır emin olun.) malesef yaş küçültme durumları oldukça yaygın. Ama olsun, kanıtlanana kadar herkes suçsuzdur diyip, Mbola’ya geri dönelim.

Ülkesinde 15 yaşında Mining Rangers’ta oynarken, genç Fransız hoca Herve Renard tarafından milli takıma çağrılmış. Eleme maçlarında oynayan Mbola, Renard’ı haklı çıkarmış ve yazın oynanan Ruanda maçında galibiyet golünün asistini yapmış. 1-0 biten maçta, çalımlarla rakip ceza sahasında düşürülene kadar uzun bir dripling yaparak, gole çevrilemeyen bir de penaltı yaptıran Mbola, maçın oyuncusu seçilmiş. Finlandiya’dan Inter Turku oyuncuyu almak istemiş ama Finlandiya’da 18 yaş altında yabancı oyuncularla ilgili bir kısıtlama nedeniyle transfer yatmış ve Ermenistan şampiyonu Pyunik’e gitmiş. Yazılanlara göre Pyunik’te oldukça iyi gidiyormuş ve arka bahçelerindeki bu genç yeteneği farketmiş CSKA ve Spartak.

Bu akşam Tunus’la açıyor turnuvayı Zambiya. Bu yetenekli olduğu söylenen genç sol bek’i umarım oynatır Renard ve neyin ne olduğunu anlarız. Umarım kazanırlar da, tam 17 yıl geçti Gabon’la oynayacakları Dünya Kupası eleme maçından önce Zambiya uçağının düştüğü ve bütün oyuncularını kaybettikleri kazadan beri.

Büyük Mustafa küçülüyor

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Yazının başlığının oynattığı futbolla, oyuncu tercihleriyle, oyuna müdaheleleriyle pek bir alâkası yok. Benim kafama takılan, Mustafa Denizli’nin CL maçlarına yaklaşımı, maç sonrası açıklamaları, verdiği yanlış umutlar.

Dün Denizli dokuzuncu CL maçını geride bıraktı. Topladığı puan sayısı 1. Hangi takımla, hangi şartlarda oynarsa oynasın, başarısızlık olduğu apaçık ortada. Ama o bunu kabul etmiyor. Bu dokuz maçın da ardından, türlü bahanelere sığınıp, puan kayıplarını dış faktörlere bağlıyor.

2001-2002 sezonunda Fenerbahçe ile puan alamazken, ilk maçın ertelenmesine takılmış, bütün maçlardan sonra bu ayarlamanın takımı nasıl etkilediğinden dem vurmuştu. Tabi Fenerbahçe’nin iyi oynamasına rağmen puan alamaması gerçeğinin de üzerine basarak.

Bu sezon da hem Man Utd maçında, hem CSKA maçında, hem de dünkü Wolfsburg maçında sahanın daha iyisi hep Beşiktaş idi, tabi Mustafa Denizli’ye göre. Hatta dünkü maçın sonunda alınan bir puanla birlikte gruptan çıkma yolunda avantajın kendilerine geçtiğini, artık diğer takımların düşünmesi gerektiğini anlatırken ne kadar da rahattı:

Grupta daha önce oynadığımız maçlar aslında bizim puansız geçeceğimiz maçlar değildi. Bugün burada Almanya şampiyonundan alınan 1 puanın ne kadar önemli olduğunu ileride grup maçları bittiğinde göreceğiz. Alınan 1 puanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Oyunun genelinde çok iyi bir performans sergiledik. Grafite’nin atılması da bize iyi geldi. Bu hem bizim önümüzü açacak 1 puan, hem rakiplerin önünü kapatacak şekilde kaybedilen 2 puan anlamına geliyor. Bizim Wolfsburg’tan puan almamız çok önemliydi, başardık. Şu anda asgari 7 puan alacağımızı düşünüyorum. 7 puan bizi Şampiyonlar Ligi’nde devam ettirecek bir puandır.

Bu noktada, Man Utd’ın 9, Wolfsburg’un 4, CSKA’nın 3, ipleri elinde bulunduran Beşiktaş’ın ise 1 puanı olduğunu hatırlatmak gerek. Önündeki iki maçı kazanması gereken Beşiktaş’ın gruptaki tek golü de bitmiş maçta CSKA’ya karşı geldi.

Bir takım kötü oynayabilir, sıfır çekebilir, teknik direktör için de bu geçerli. Önemli olan, hem saha dışında, hem saha içinde aşama kaydetmek, sonraki sezonlara yatırımını devam ettirmektir. Bu sebeple yakın geçmişte UEFA kupası kazanan CSKA, maçlarına 19 yaşındaki Necid ve Dzagoev’i banko başlatıyor. Bu nedenle Man Utd harcanılan paraların karşılığını henüz göstermemiş Nani ve Valencia’yı ısrarla denemeye devam ediyor. Diğer takımlar için de bu örnekler çoğaltılabilir.

Mustafa Denizli ise, takıma aşama kaydettirme kabiliyetinden çok ezberin üzerine gidiyor, benim görüşüme göre adımlarını geriye doğru atıyor.

RG 2009 ve Federer’in zafer süreci

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin


Federer’in kariyerindeki tek eksik parça, herkesin dimağında değişmez bir yeri olan, o özel toprak kortta alınacak bir şampiyonluk kupası idi. Sonunda bunu başardı, her ne kadar kucağına düşmüş gibi olsa da. O kupayı kaldırırken ve bir yandan izleyenler olarak biz de “Nadal olsaydı…” ile başlayan yorumlar yaparken, kendi kendime sordum: Acaba çok mu şey istiyoruz Federer’den?

Öncelikle Nadal. Bu turnuvaya sakat sakat geldiğini, Madrid finalinde bu ufak gibi gözüken sakatlıkların çok sıkıntısını çektiğini biliyoruz. Bu sakatlıklar büyük oranda yıllardır süregelen uzun maçların, yorucu turnuva temposunun getirdiği ağırlıktandı, finalde Federer’e yenilince gündeme yerleşti ama aynı adam, yarı finalde Djokovic’i yenmek için dört saat kortta kalmış, iki çok yorucu tie-break kazanmıştı. Cumartesi oynanan bu yarı final maçının da dört saat sürdüğünü ve bu turnuvanın best of three oynandığını da belirtmek gerek. Sonuç olarak Nadal, normal şartlarda toprakta en fazla bir set vereceği Soderling’e elendi.


Nadal sakattı, yorgundu, Federer kadar hazır değildi ve Madrid’i kaybetti. Federer, yaklaşık iki buçuk senedir tüm konsantrasyonunu Fransa Açık şampiyonluğuna yoğunlaştırmış durumda ve bunun meyvesi kadar çürüğünü de yedi. 2007 Hamburg’da rakibinin 81 maçlık serisini bitirdiği maçtan sonra Fransa’da varlık gösterememiş, sonra bir düşüş dönemine girip sadece Roland Garros’ta değil, Avustralya Açık ve Wimbledon finallerinde de rakibine geçilip, bir numarayı kaptırmıştı.

Madrid, bu sezon Federer’in kazandığı ilk turnuva oldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, Avustralya’da ağladıktan sonra çok iyi bir rehabilitasyon dönemi geçirmiş, ufak tefek turnuvalarla kendini strese sokmadan doğru bir hazırlık yapmış. 2009 RG boyunca çok sert, ne yaptığını bilen, rakibini okuyarak oynayan, kısacası eski model bir Federer karşımızdaydı. Karşısındaki kimsenin oyunu dikte etmesine izin vermedi, mesela Haas karşısında geri düştüğünde çabuk toparlanıp hemen kendi oyununu adapte etti, Del Potro karşısında alçak toplarla fileye gelip, kısa toplarla rakibi koşturdu. Tekniği kısıtlı Soderling zaten kolay lokma idi, o aşamaya geldikten sonra. Bu sert görünüm, Federer’in sağlam bir Nadal karşısında kazanmasını sağlar mıydı? Büyük ihtimalle hayır. Federer uzun rallileri, rakibe göre oynamayı, stabil maçları sevmiyor ve Nadal karşısında da bunu değiştirmek zor. İnsanların “Federer’in backhand’i” muhabbetine bu kadar takılmasının sebebi de bu. Federer belki de dünyanın gördüğü en baba backhand’e sahip ama yine de Nadal’ın fizik gücüne ve oyun istikrarına karşı çok işe yaradığını söyleyemeyiz.


Nadal önümüzdeki çim sezonu için dizini hazırlayadursun, Federer en büyük emelini gerçekleştirdi ve artık tamamlamak istediği son bir hedef kaldı: Geçen sene, her ne kadar elinde olmayan sebeplerin payı olsa da, kendi çöplüğünde Nadal’a yenildi ve bu onu çok yaraladı. Neredeyse bir sezon süren bir toparlanma süreci geçirdi. Federer’in, kelimelerle tarif edilemeyecek kariyerini taçlandırmak için aklında böyle bir son olduğuna eminim. Ama bu, Fransa Açık şampiyonluğu gibi olmazsa olmaz değil. Önce Wimbledon’ı geri alıp, sezonu tamamlayabildiği kadar iyi tamamlayıp tekrar bir numarayı almak asıl hedefi olacaktır. Nadal sakatlıktan geri döndüğünde onun da hesapları olacak elbet. Çekişmenin geçen sezonki tadına tekrar ulaşması zor; ancak en azından iki tane daha baba maç izleriz.

Incoming search terms for the article:

Motivasyon

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

“He punched me in the chest and he was yelling, I need you. No more feeling sorry for yourself.”’*

Atlanta Hawks’a karşı ikinci yarıda alınan bir mola sırasında, Wade, sorunlu genç yıldız kategorisinin yeni temsilcisi Michael Beasley’nin iplerini gevşetmesine yardımcı oluyor. Bu moladan sonra son 2 dakikada üstüste 7 sayı atan Beasley, son çeyreği de 14 sayıyla tamamlıyor ve Miami, son şampiyon Lakers’tan sonra, 12 sayı geriden gelip Atlanta’yı da yenip, galibiyet serisini 3 maça çıkarıp, play-off yarışına devam ediyor.

Son 3 maçta Wade’in istatistikleri ise, 33.3 sayı – 5.0 ribaund – 12.0 asist – 2.3 top çalma – %49 FG.

*Göğsüme vurdu ve Sana ihtiyacım var. Kendin için üzülmeyi bırak.‘” diye bağırıyordu.

Yok artık batug.com

Kategori: Genel yaziyi gonderen: admin

Proje posta kutuma geldiğinde, bu kadar enfes bir işin ortaya çıkacağını tahmin etmiyordum. 30 takıma, 30 preview, 140 sayfa. NBA’in kıyısından geçen herkese armağan olsun.

Güzel insan Oytun Özdemir’in dediği gibi, “al kucağına laptopu. gir tuvalete. saatlerce oku.

http://www.batug.com/magazine/index.html

Google Maç Yayını
TURKCELL SÜPER LİG'İN TÜM YAYIN HAKLARI (DİGİTURK) DIGITAL PLATFORM ILETIŞIM HİZMETLERİ A.Ş YE AİTTİR,
BU SİTE DE LİGTV YAYINI  VEYA BAŞKA BİR KURULUŞUN YAYINLARI YAPILMAMAKTADIR. SADECE BİLGİ PAYLAŞIMI YAPILMAKTADIR.
BURADAKİ TÜM BİLGİLER (YAZILAR, RESİMLER) KAYNAK GÖSTERİLEREK YAYINLANMAKTADIR.